Genç Doku: Ana Sayfa > Gençdoku > Dosya >
- 0 +
Ali Şükrü Bey Cinayeti
24 Ocak, 2012 Dosya

Yakın tarihimizin aydınlatılamamış yüzlerce başlığından hiç şüphe götürmez ki en önemlisi, Trabzon mebusu ve Tan Gazetesi sahibi Ali Şükrü Bey’in ‘siyasi bir cinayet’ sonucu öldürülmesi hadisesidir.

Adına ‘cumhuriyet’ dediğimiz biçimin, millet iradesinin kundaklanmasıyla -ki bir vekilin öldürülmesinin başka bir anlamı yoktur- başladığını hatırda tutmamız, işlerin seksen yıl sonra bile neden hala millet lehine dönmediğini ortaya koyar niteliktedir. Demokrasi havariliğini ve cumhuriyet bekçiliğini, gerçek bir yaşama heves etmeksizin sürdürenlerin bu utancı nereye koyacaklarını merak etmeye gerek yok. Gazetecilerin tutuklanmasına haykırışlarla itiraz edenlerin, bir gazete sahib-i imtiyazisinin muhalif tavrı nedeniyle öldürülmesi ve ölümünün kara kaplı defterlerle kapatılmasını seksen yıldır ağızlarına almamaları sadece ikiyüzlülüklerini ortaya koymaz mı?

 

Milletin, kendi içinden bir ferdinin, kendisi uğrunda ölümüyle, o milletin önünde bir imparatorluk genişliğinde yaşama sahası açılabileceğinin en yakın örneklerinden biridir Ali Şükrü Bey. Hunharca katledilmiş ve fakat şehadetinden topyekûn bir milletin istikamet arayışına odaklanmasını sağlamış ve tüm anlamlarıyla ‘yerli’ bir adamdan söz ediyoruz. Geniş alnı, o alnın sahip olduğu berrak bir kafa ve bir Selçuklu beyinden tevarüs edilmiş pos bıyıklarıyla kahramanlığın fikir ve cephe sahasında nasıl olduğunu bizzat isteyerek ve yaşayarak göstermiş bir adamdan… Bir İslam devleti olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını devam ettirebilmesinin imkânlarını, tam da mücadelenin ortasından, seksen yıl sonra ve uzaktan bakmasına rağmen göremeyen birçok sosyoloji düşkünü zevattan daha iyi görebilmiş bir adamdan…

 

1844 yılında Trabzon Vakfı Kebir’e bağlı Şarlı nahiyesinde doğan Ali Şükrü Bey, babası Kıdemli Yüzbaşı Hafız Ahmet Kaptan gibi bir deniz subayıdır. Ali Şükrü Bey, 1909 yılında kurulan Donanma Cemiyeti’nin kurucuları arasında bulunmuş ve bir müddet derneğin ikinci başkanlığını yapmıştır. Bu cemiyet, ‘Donanma’ adında bir dergi çıkarmış ve dergi üzerinden Osmanlı Donanması’nı güçlendirmek için çeşitli bağış kampanyaları düzenlemiştir. Toplanan paralarla bazı gemiler de alınmıştır. Kadir Mısıroğlu’nun aktardığına göre, toplanan paraların bir kısmı da daha sonra Milli Mücadele’de kullanılmak üzere Sultan Vahdettin tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya verilmiştir.

 

Donanma Cemiyeti’nde çalışmalarına devam ederken cemiyet tarafından alınmak istenen nakliye gemileri için Liverpool’a gönderildiğinde eğitimini orada tamamlamış ve İngilizceyi mükemmel düzeyde öğrenmiştir. İngiltere’de bulunduğu dönemde dış dünyada Türkiye aleyhine yapılan propagandalara karşı etkin bir çalışma yapmıştır. Özellikle İtalyanların Türkiye aleyhine yürüttükleri olumsuz propagandaları ‘Liverpool Times’ gazetesinde çeşitli makaleler yazarak büyük oranda susturmayı başarmıştır.

 

Ali Şükrü Bey, aktif siyasi yaşamına Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde başlamıştır. Bahriye kurmay binbaşı iken ordudan ayrılmış ve 36 yaşında iken meclise katılmış ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nde de Trabzon mebusu olarak bulunmuştur. Türk meclis tarihinin en kısa ömürlü meclisi olan (12 Ocak 1920 - 16 Mart 1920) bu meclis, bu kısa ömrüne rağmen Milli Mücadele’nin merkez sahasını belirleyen ‘Misak-ı Milli’yi ilan etmeyi başarmıştır. Bilindiği gibi daha sonra Ankara’da kurulan Meclis de Misak-ı Milli’yi kabul etmiştir.

 

Ali Şükrü Bey, Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kendisini feshetmesiyle Ankara’ya geçen ilk vekillerdendir. Meclis’e 23 Nisan 1920’de gelmiş ve Hacı Bayram’daki açılış ve dua merasimine de katılmıştır.

 

Milli Mücadele’nin tek merkezde toplanmasından sonra Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi, çalışmalarına hızla başlamış ve önceliklerini konuşmaya koyulmuştu. Birinci Meclis’in en aktif ve en hareketli vekillerinden olan Ali Şükrü Bey’i meclis zabıtlarından takip ettiğimizde meclis kürsüsünde en çok görülen vekillerden biri olduğunu tespit etmek çok uğraş istemez bir gerçekliktir. Birçok konuda söz alıp konuşma yapmış olan Ali Şükrü Bey birçok konuda da sorumluluk almaktan imtina etmemiştir. 27 Nisan 1920’de mecliste kararlaştırılan ‘İrşad Encümeni’ fikrini desteklemiş ve encümenin kurulmasıyla İrşad Encümeni Üyeliğine seçilmiştir. İrşad Encümeni adı verilen kurumun hangi amaçla kurulduğunu fark edebilmemiz Ali Şükrü Bey’in Milli Mücadele içindeki önemini de ortaya koyacaktır. İrşad Encümeni, halkın milli mücadeleye inandırılması ve düşman propagandalarının etkisiz hale getirilmesi amacıyla oluşturulmuştu. Civar illeri gezerek halkı irşad ve ikna ederek Milli Mücadele’yi temsil edecek bu komisyonun üyelerinden biri de Ali Şükrü Bey’di. Çok daha sonraları Ali Şükrü Bey’i Milli Mücadele karşıtı veya saltanat yanlısı olmakla itham edenler, sadece buna bile açıklama getiremeyeceklerdir. Ali Şükrü Bey’in, İrşad Encümeni’nin yanı sıra Anayasa Komisyonu’na da seçildiğini hatırlatmalıyız.

 

Damar Arıkoğlu, hatıralarında Ali Şükrü Bey’le ilgili; ‘Kendisi dindar bir Müslüman’dı. Mecliste hocalar üzerinde büyük bir etkisi vardı. Men-i Müskirat Kanunu, bu zatın teklifiyle kabul edilmiştir’ demektedir. Ali Şükrü Bey, Mehmet Akif’le birlikte mecliste saygınlığı en üst düzeyde olan mümtaz vekillerden biri idi… [Akif bahsi açılmışken Mehmet Akif’in Ali Şükrü Bey’le ilgili söylediği şu söz, Ali Şükrü Bey’i tanımak için yeterlidir aslında; “Bir tane namuslu adam kaldı; Ali Şükrü”]

 

Lozan tartışmalarında Ali Şükrü Bey

 

Birinci Meclis, en hararetli, en yoğun ve en ateşli dönemlerinden birini de hiç şüphesiz Lozan görüşmeleri sırasında yaşamıştır. Lozan’daki görüşmeler çıkmaza girince bir ‘Barış Projesi’ üzerine görüşmelere ara verilmiş ve görüşmelere katılan heyetler, ülkelerine geri dönmeye başlamışlardı. İsmet İnönü başkanlığındaki Türk delegasyon heyeti de 7 Şubat’ta Lozan’dan ayrılmış 16 Şubat’ta da İstanbul’a varmıştı. Bütün Meclis, heyetin Ankara’ya gelmesini ve son gelişmeleri en sağlıklı bir şekilde izah etmelerini beklemekteydi. Nihayet, Lozan Konferansı’nı görüşmek için Meclis, 21 Şubat’ta toplanabilmişti. Heyet başkanı İsmet İnönü, meclis kürsüsünde uzun ve tafsilatlı bir konuşma yaparak görüşmelerin detaylarını meclise rapor olarak sunmuştu. Uzun konuşmasına rağmen İsmet Paşa vekilleri ikna edememiş olacak ki vekiller tarafından soru yağmuruna tutulmuştur.

 

Meclis pür dikkat ve hararetli bir şekilde yoğun tartışmalara sahne olmuştu. Ali Şükrü Bey, daha sonraki oturumlarda da özellikle de 12 Ada ve Musul üzerine defaatle söz almış ve düşüncelerini aktarmıştı Bu dönemde ‘Misak-ı Milli’den taviz verilmesi gündeme gelmiş ve mecliste İkinci Grup olarak bilinen muhalefet grubu, taviz verilmesi düşüncesine çok sert bir şekilde itiraz etmiştir. Lozan görüşmeleri üzerine Meclis’te yapılan oturumlar zaman zaman açık zaman zaman gizli oturumlarla sürmüştür.

 

3 Mart günü İsmet Paşa yine uzun bir konuşma yapmış ve Ali Şükrü Bey’le birebir tartışmalar yaşamıştır. Ali Şükrü Bey, daha sonra söz almış ve ‘İsmet Paşa’nın diplomat olmadığını, dolayısıyla bu hususta başarılı olamadığını’ ifade etmiş ve öneri olarak da ‘yeni bir heyetin’ teşekkül ettirilmesini talep etmiştir. Unutulmaz; ‘Mehmetçiğin süngüsüyle kazanılan muazzam zaferi Lozan’da heba ediyorsunuz’ cümlesini bu konuşmalarda kurmuştur.

 

Birkaç gün sonraki oturumda bitmeyen tartışmalara son vermek amacıyla Mustafa Kemal Paşa söz almış ancak beklenildiği gibi meclisteki hava yumuşamamış hatta başta Ali Şükrü Bey olmak üzere İkinci Grup’a mensup muhalif vekillerle Mustafa Kemal Paşa arasında atışma ve tartışmalar olmuştur. Bu yoğun tartışmaların yaşandığı günlerde meclis oturumunu yöneten Ali Fuat Cebesoy hatıralarında; ‘Tartışmalar esnasında vekillerin birbirleriyle boğaz boğaza girecek hale geldiklerini, artık ayakta, kürsünün etrafında süren tartışmalara Mustafa Kemal’in de katıldığını’ aktarır. Ali Fuat Paşa, oturumu tatil edebilmek için meclis başkanlığının çanını yere fırlatmış ve birkaç saniyeliğine sessizliğin sağlanmasını fırsat bilerek müzakerelere ara verebilmiştir.

 

Tek başına dev bir muhalefet ordusu gibi mücadele eden Ali Şükrü Bey, ‘titizliğin, ahlakın ta kendisi olduğunun’ I. Meclis’teki ispatı gibi bir çehreye sahiptir. Yılmaz bir azim, tükenmez bir irade… Elbette bu azim ve irade muhalefet kabul etmez, eleştiriyi hazmedemez odakların dikkatini ve şiddetini çekmekte gecikmemiştir. Gerek meclisteki millet savunması merkezli muhalefeti gerekse de İkinci Grup’un yayın organı mahiyetindeki gazetesi Tan ile bu susmaz ve susturulamaz adam şer odaklarının hedefi haline gelmiştir.

 

 

Millet iradesinin katledilmesi…

 

Yıllarca süren savaşların ardından millet de memleket de harap düşmüş, kendisini kuşatan bin bir başlı ejderin her bir başı ile ayrı ayrı uğraşmaktan çoklukla boğulacak durumdaydı. İstanbul işgal edilince, milletin derin ruhu Ankara’da pırıl pırıl bir meclis toplamıştı. Ve o meclis yıllarca biriken tüm sıkıntılarla uğraşmaktaydı. Hem Millet Meclisi hem de milletin kendisi bu denli yoğun bir gündem ve sıkıntıyla boğuşurken, Tan gazetesi sahibi, Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştu. Ertesi gün geçtikten sonra ailesi durumu hükümete bildirmiş ve hükümetten yardım istemişti. Ancak hükümetin üstü kapalı olarak yürüttüğü çalışmalar, tatmin edici olmadığından konu Hüseyin Avni Ulaş tarafından meclise taşınmış ve kaybolmasının üzerinden 2 gün geçmesinin üzerine, Hüseyin Avni Ulaş Bey, belki de meclis tarihinin en etkili konuşması olan o meşhur konuşmasını yapmış, meclis kürsüsünde ‘Ey Kâbe-i Millet! Sana da mı taarruz?’ diye haykırmıştır.

 

İkinci Grup olarak bilinen ve I. Meclis’teki muhalif kanadı temsil eden grubun en önemli simalarından ve grubun yayın organı Tan gazetesinin sahibi Ali Şükrü Bey’in birdenbire kaybolmasının dönem içinde de tek bir açıklaması vardı; siyasi kasıt! Zira Ali Şükrü Bey, meclis içinde en sert ve keskin muhalefeti gösterenler arasında öne çıkıyordu. Özellikle Mustafa Kemal Paşa’ya karşı sert muhalefeti olduğu, meclis zabıtlarında sabittir.

 

27 Mart’ta kaybolan Ali Şükrü Bey’in cesedi nihayet 2 Nisan’da Ankara yakınlarındaki bir köyde bulunmuştu. Zaten günlerdir cesedi aramakta olan jandarmadan bir zabıt, cesede tesadüf etmiş, iş hükümete bildirilmiş ve Rauf Bey, tafsilatlı bir soruşturma başlatmıştı. Resmi tahkikat sonucu, Ali Şükrü Bey’in en son Topal Osman Ağa’nın adamlarından biriyle Ağa’nın evine giderken görüldüğü kesinleşmişti. Hükümet, Osman Ağa’nın evinin aranması sonucu evin karmakarışık olduğunu, kırılmış sandalye ve yırtılmış minderlerin etrafa saçıldığını görmüş, bunu kayıtlara geçirmişti. Daha sonra da Ali Şükrü Bey’in cenazesi bulununca, avuçlarından birinin içinde Osman Ağa’nın evindeki sandalyelerden birinin iç hasırının bir parçası bulunmuştu. Civar evlerde yapılan soruşturmalardan ise, Ali Şükrü Bey’in kaybolduğu ilk gece, Osman Ağa’nın evinden boğuşmaya benzer seslerin yükseldiği kayıtları tutulmuştur.

 

Topal Osman Ağa, Ali Şükrü Bey’i evine davet etmiş, davete icabet eden Ali Şükrü Bey’i arkasından yaklaşan birkaç adam boynuna çadır ipi geçirerek boğmuş, sonra da çadırın içine koyup Çankaya taraflarında bir köye gömmüşlerdi. İş aceleye geldiğinden ve gece karanlığı yüzünden tam gömememişler ve merhumun parmakları dışarıda kalmıştı. Resmi tahkikat bunu söylemektedir.

 

Durumun netleşmesi üzerine hükümet, Topal Osman Ağa’nın evini kuşatmış ancak Osman Ağa teslim olmayı reddetmişti. Jandarmayla girişilen çatışmada Topal Osman Ağa ölü olarak ele geçirilmişti.

 

Daha sonra, Ali Şükrü Bey’in katili olan Topal Osman’ın cesedinin, ibret için meclis kapısı önüne asılması Meclis’te oy birliği ile onaylanmış ve başsız cesedi meclis kapısının önüne ayağından asılarak teşhir edilmişti. [Buraya not düşmek zorundayız Topal Osman Ağa, Ermeni çetecilere karşı vatan savunmasında, önemli vazifeler ifa etmiş, değerli hizmetlerde bulunmuş bir simadır aynı zamanda…]

 

Aslında kim öldürüldü?

 

Ali Şükrü Bey cinayetinin tarihsel açıklaması böyle özetlenebilir. Elbette farklı yorumlar ve doğrudan bilgi farklılıkları da söz konusudur. Zira döneme ve bizatihi bu olaya ilişkin hızlı ve etkili bir karartma kampanyasının yapıldığı aşikardır. Ali Şükrü Bey cinayeti henüz ve hala netleştirilmemiş ve üzerindeki karanlık bulutlar dağıtılamamıştır. Dönemi bizzat yaşayan isimlerin büyük kısmı hatıralarında bu olayı ya görmemiş ya da üstünkörü ifade ederek geçmeyi tercih etmişlerdir. Mevcut hatıralar tarandığında çok net bir şekilde görülecektir ki Ali Şükrü Bey cinayetiyle ilgili en tafsilatlı bilgi Dr. Rıza Nur’un uzun yıllar yasaklı olan hatıralarında bulunmaktadır. Rıza Nur’un hatıraları fazlasıyla ağır ithamlarla dolu olduğundan uzun yıllar itibar edilmemeye çalışılmış, gözden uzak tutulmuştu. Ancak döneme ilişkin bir çok notun, birçok hususu görmezden geldiği de aşikardır.

 

İsmet İnönü, hatıralarında Ali Şükrü Bey cinayetini bir kaç cümleyle geçiştirirken, Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’unda Ali Şükrü Bey cinayetinin hiç anılmamış olması da fazlasıyla hem üzücü hem de şaşırtıcıdır. Zaman zaman basit ayrıntıların da yer aldığı Nutuk, böylesine büyük bir hadiseyi neden ve nasıl göremez meraka değerdir?

 

Falih Rıfkı Atay, Çankaya’sında: “Meclis’te sert çatışmalar oluyordu. Bir defasında Trabzon milletvekili Ali Şükrü, kürsüde konuşan Mustafa Kemal’e ağır sözler söyledi. Birbirlerinin üstlerine yürüdüler. Bu olaya çok sinirlenen Topal Osman, bir adamını yollayarak Ali Şükrü’yü konuşmak üzere Çankaya tarafındaki evine çağırır ve karşısındaki iskemleye oturur oturmaz boğdurur. Vakıa çok önemli idi. Boğduran Mustafa Kemal’in muhafız komutanı. Mustafa Kemal’in evini bekleyen erler, onun adamları. Düşmanlar cinayeti Mustafa Kemal’den biliyorlardı” demektedir.

 

Aslında kasıt kime idi, aslında kim öldürüldü? Bu ve benzer sorular hayati öneme sahip. Ali Şükrü Bey’in katledilme sebebinin Mahir İz’e göre tek bir açıklaması vardı. Meclisteki etkin ve söz dinlemez muhalefeti.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerindeki bu tarihsel itham artık bir şekilde kaldırılmalıdır. TBMM’de bir araştırma takriri ile meselenin çözülmesi ve Ali Şükrü Bey cinayetinin etraflıca aydınlatılabilmesi mümkündür. Millet iradesinin topyekun ve tamamıyla tesisi için başa dönmek ve pırıl pırıl açtığımız sayfada daha sonra meydana gelen lekeleri silmek zorundayız. Yahut en azından Ali Şükrü Bey’e, yolunda katledildiği millet adına devlet tarafından bir vefa gösterilebilir. Ankara, Ulus’un adı, ‘Ali Şükrü Bey’ olarak değiştirilebilir.

 

 

 

 

×