Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Âlim: İslam Toplumunun Omurgası

4

Âlim: İslam Toplumunun Omurgası

Bulunduğumuz şehre, ülkemizin büyük alimlerinden biri gelmişti. Akşam sohbet için bazı arkadaşlara haber verildi. Toplanan evde davetlilerin önemli bir kısmı gelmişti. Ancak gelmesini özellikle istediğim bazı arkadaşlar ise gelmemişti. Ertesi gün, gelmeyen arkadaşlara bunun sebebini sorduğumda aldığım cevaplar beni çok düşündürdü. Kiminin siyasi bir toplantısı vardı, kiminin rahatsızlığı, kiminin eften püften bahanesi…

Bunun üzerine çok düşündüm. Eğer makam sunan bir siyasetçi, para dağıtan bir fabrikatör, nüfûz sahibi bir zat gelseydi eminim onlar da gelmiş olurdu. Değil sadece onlar, hiç alakası olmayan nice insanlar da gelirdi.

Evet mahcup olmamıştık misafirimize ama orada olması gereken epey insan da yoktu. Onların ilmi sohbete mi ihtiyaçları yoktu, güncel gündem daha mı cazip gelmişti, tenbellik baskın mı çıkmıştı bilemiyorum (?).

Oysa şehre bir alim gelmişti. Tüm programlar ona göre düzenlenmeliydi.

Bir alim, Peygamber vârisi (Buhari, Ebu Davud, İbni Mace) gelmişti,ona ilgisiz kalınmamalıydı.

Alim Kimdir?

Alim dendiği zaman, eskimez zamanlardan bize yansıyan bazı fotoğraf ve çizimlere baktığımızda şöyle bir portre canlanır zihnimizde: Başında sarığı, sırtında cübbesi, ayağında şalvarı, yakasız gömleği, bembeyaz sakalı, nurani yüzü, görende sevgi ve itminan uyandıran heybetiyle bize bakan bir gülen sima…

Bu simalar, 21. asır yıllarında ve özellikle ülkemizde çok azalsa da bir asır öncesine kadar İslam toplumlarında var olan, diri olan, canlı olan, etkili olan simalardı.

Peki âlim kim öyleyse?

Âlim; Kuran-ı Kerim ve Resulullah’ın sünnetine vâkıf, buna bağlı olarak; Tefsir, Hadis, Fıkıh, Akaid, Kelam, Siyer, Arap Dili ve Edebiyatı başta olmak üzere tüm İslami ilimlerde derinleşmiş, sosyal ve fen bilimlerinde yerine göre öncülük yapmış, buluşlar yapmış, ilahi vahyi, nebevi sünneti özümsemiş insandır.

Bu dalların herhangi birinde bilgi sahibi olana âlim denmez.

Bu dalların herhangi birinde bazı eserler verene âlim denmez.

Bu dalların herhangi birinde sohbet halkaları kuran kişiye de âlim denmez.

Âlim; komple bir insandır çünkü. Yarım yamalak bir insan değildir. Eksik ve yetersiz bilgilerle insanların karşısına çıkan biri değildir. Öğrendikleriyle kendisini dev aynasında gören, çevresindekilere tepeden bakan değildir. Müslümanlarda gördüğü eksiklikleri abartarak irşad yapacağına ifsat yapan değildir. Öğrendikleriyle dünyalık nimetler peşinde koşan değildir. Allah ile kul arasına girerek sözüm ona bağışlayıcılık, affedicilik yapan bir kurtarıcı değildir. Dini hayatı sarmalayan bidatleri görerek tecdit adına tefrit, reform yapmaya alışan hiç değildir.

Toplum İçinde Âlim

Tüm bu özellikleriyle âlim, toplum içindedir.

Ve her İslam toplumu bu vasıftaki âlimini yetiştirmek zorundadır.

Ekmek, su, ev ne denli bir ihtiyaçsa, yetişmiş âlim de o ölçüde bir ihtiyaç ve zorunluluktur.

İnsanlar maddi ihtiyaçlarını görmek için gün boyu, bazen geceler boyu nasıl ki uğraşıp didiniyor, insanca bir hayat sürmenin çabasını gösteriyorsa aynı şeyi manevi ihtiyaçları için de göstermelidir.

Hastasına doktor, inşaatına mühendis, okuluna öğretmen, tarlasına çiftçi, fabrikasına işçi yetiştirdiği gibi, dünya ve ahiret mutluluğuna vesile olacak âlimi de yetiştirecektir.

Ve âlim de tüm varlığıyla kendisini toplumuna adayacaktır.

Hak adına, ilim adına, barış adına kendisini adayacaktır davasına, toplumuna.

Modern zamanlarda bu kıvamda yetişmiş insan bulmak ne denli zor olursa olsun, toplum âlimini yetiştirmek zorundadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir zamanlar böylesi insanlar belki daha çoktu. İslami değerlerle yönetilen bir devlet sisteminde, bu ilkelerle yoğrulan toplum yapısında belki daha kolay yetişiyordu ama kıyamete kadar Muhammed Ümmetinin, bu anlamda bir sorumluluğu vardır.

Çünkü Allah Resulü’nün ifadesiyle âlimin yokluğu, toplumu sapıklığa, yoksunluğa sürükler: “Süphesiz ki Allah (cc), ilmi insanlardan söküp almak suretiyle kaldırmaz. Fakat, âlimleri almak suretiyle ilmi kaldırır. Âlimler kalmayınca ilim de kalkar. Böylece insanlar cahilleri rehber edinir, meselelerini onlara sorar. Onlar da ilimsiz olarak fetva verirler. Sonra da hem kendilerini hem de insanları saptırırlar.” (Buhari, Müslim)

Toplumu Dönüştüren Alim

Allah’ın rahmeti sonucu var olan âlimler, toplumun kılcal damarlarına kadar girerek, onu şekillendirmeye, biçimlendirmeye, yönlendirmeye çalışır. İslam ümmeti, Kuranın ifadesiyle, “İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmettir. İyiliği emreder, kötülükten nehyeder, Allah’a iman eder.” (Al-i İmrân 3/110) Bu ümmetin âlimleri ise daha büyük bir sorumlulukla hareket eder, insanları iyiye, marufa yönlendirir, tüm kötülüklere karşı uyarı görevini yapar.

Topluma her zaman rehberlik yapar. Onların ahlaksızlık ve küfür bataklığında debelenmesine gönlü razı olmaz. Bir ahlak abidesi olarak hem örnek olur hem de toplumun salih olması için uğraşır, didinir.

Küfür, şirk, cehalet girdabında olan insanları hidayetin aydınlığında, İslam’ın nurunda ışıması, yolunu bulması için çalışır durur.

Toplumda huzurun sağlanması için çalışır. Anlaşmazlıkları, sorunları vahiy merkezli olarak çözer. İhtilafları büyütmez, yok etmeye çalışır. Ferdin yaşadığı iç bunalımları, ailelerin geçirdiği iç çatışmaları, toplumların geçirdiği iç karışıklıkları, devletin yaşadığı sistemi, yönetim kargaşasını; suhuletle, güzellikle, memnuniyetle halletmeye çalışır. Hakkı söyler, hakkı dinler. Hakka çağırır, hakka tabi olur.

Takva İnsanıdır Âlim

Özü sözü bir insandır âlim.

Toplum içinde Allah’tan en çok ittika edendir. Allah’ın sınırlarını aşmamak için en çok titizlenen, titreyen, hassas olan insandır. “Allah’ın kulları içinde ondan en çok korkanlar, âlimlerdir.” (Fatır 35/28) buyuran Rabbimizin gösterdiği yoldadır.

Takva insanı olduğu için dini, Allah’ın murat ettiği gibi anlamaya çalışır. Kuran ve sünnet’in özünü, ruhunu ve şeklini bir bütün olarak ele alır. Dinde yenilik adına tahrifatlara kapı aralamaz. Moda fikirlere kapılmaz, dini esasların sulandırılmasına karşıdır. Evrensel, çağlar üstü medeniyetin ezeli ve ebedi hakikatlerine teslim olur, anlar, anlatır. İnsanları da bu istikamete davet eder.

Dinle oynamaz. Dinle oynamanın, ateşle oynamak denk olduğunu çok iyi bilir. “Hiç bilenlerle bilmeyen bir olur mu?” (Zümer 36/9) Bildiği için dikkatli, titiz, bin düşünüp bir konuşandır. Üzerindeki büyük yükün, emanetin bilincindedir.

Barış, Mücadele ve Adalet Adamı Âlim

Âlim barış adamıdır.

Kendisiyle barışıktır, inancıyla ve toplumuyla barışıktır.

Tüm yeryüzünde barış, adalet ve özgürlüğün egemenliği için mücadele eder.

Bunun için hâkim güçle mücadeleye girişmekten çekinmez. Toplumun huzuru için, maslahata uygun olan davranış ne ise onu gerçekleştirmekten çekinmez.

Bazen eline silahı alır, düşmana karşı savaş verir. Tıpkı İbni Teymiye, Abdullah b. Mübarek, Şeyh Şamil, Ömer Muhtar, Ahmed Hulusu Efendi gibi.

Bazen eline kitabı alır hakikati haykırır zorbalara, zalim düzene. Tıpkı Ahmed b. Hanbel, Hasan Basri, Bediüzzaman, Süleyman Efendi gibi.

Bazen çıkar yönetimin en üst katmanına, yapılan yanlışlıkları yüzlerine vurur zalimlerin, onları adil olmaya zorlar. Tıpkı İmam Azam, Sait b. Cübeyr, İbni Kemal, Ebussuud, Mevlana Ebul Kelam Azad, Ömer Nasuhi Bilmen gibi.

Bazen sükût ile susma orucu ile tavır alır. Yapılanları onaylamadığını gösterir, mesajını verir. Tıpkı İslam Şairimiz Mehmet Akif Ersoy gibi.

Hâsılı…

Bu ve buna benzer vasıflar âlimlerin şaşmaz özellikleridir.

Bilgi sahibi olup da bu hasletlere sahip olmayan, öğrendiklerinin hakkını vermeyen insanlar, âlim değildir. Onlar bilgi/kitap yüklü merkeplerdir ve sözümüzün dışındadır.

Biz Allah’ın adı anıldığı zaman kalpleri titreyen, Allah’ın dini için çırpınan, toplumun ıslahı için didinen âlimlerden bahsediyoruz.

Doğrusu; öğrenen, yaşayan ve öğreten bu âlimleri özler olduk.

Onların heybetini arar olduk.

Tüfeğin icad olmasıyla mertlik nasıl bozulduysa, unvanların ortaya çıkmasıyla hakiki alimlerde de bir azalma oldu. Ama dinini kıyamete kadar devam ettirecek ve Kur’an’ını koruyacak olan Rabbimiz, âlimlerimizi de kaldırmayacaktır inşallah.

Unutmayalım ki âlimler; İslam toplumlarının beyni ve omurgasıdır.

Var olmamız ve dik durmamız için âlimlere ihtiyacımız ebedîdir.

Selam onların ve tüm müminlerin üzerine olsun…

Mehmet Nezir Gül / Gençdoku Kasım 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir