Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Bir fikir gazetesi olarak TAN

Konumuz, 1923 yılının Ocak ayında Ankara’da yayımına başlayan ve ‘sahib-i imtiyazisi’ bölümünün karşısına ‘Ali Şükrü’ yazan Tan gazetesidir.

Normal şartlarda gazetenin dergiye, derginin kitaba, kitabın ise hakikate götürdüğü söylenir durmaksızın tekrar edilen aralıklarla. Öyledir elbet. ‘Bugün burada’ diye başlayıp her şeyi söyleyebilme potansiyelini gizli gizli de değil aşikâre içlerinde barındıran siyasilerden değilim ama ben de demiş olayım; bugün burada, dergide, bir kitaptan yola çıkıp bir gazeteyi konuşacağız. Dahası ‘gazeteyi’ konuşacağız. Ali Şükrü Bey’in tırnaklarıyla çıkardığı bir gazeteden; Tan gazetesinden söz edeceğiz. Kısa süren ömrü (68 sayı) ve doğrudan bir siyasi kanadın (partinin değil) yayın organı olması dolayısıyla yok sayılan bir gazeteden… Ahmet Demirel’in eli öpülesi bir emek ve titizlikle oluşturduğu bir kitabından yola çıkıp, Ali Şükrü Bey’in ortaya koyduğu alın terinden…

 

‘Bir gazete nasıl olmalı’ sorusunu tam anlamıyla karşılamasa da ‘iyi bir gazete nasıldır’ sorusuna cevap olarak ortaya konulabilecek bir gazetedir Ali Şükrü Bey’in Tan gazetesi. Bir fikir gazetesidir, derdi vardır, derdini paylaşır. Milleti de memleketi de miras yahut alın teri olarak değil, üzerine titrenilmesi gereken mübarek bir emanet olur görür. Sözünü sakınır ve (İbrahim Tenekeci’ye selam olsun!) ‘sözü yormadan’ söyler. Günümüz gazete okuru bunları bilmez. Bilmek de istemez. O, Haydar’ların çevirdiği dümenlere ağzında salyalarla bakar çok kez. ‘Bir satır boşluk, bir satır boşluk ve yine bir satır boşluk’tan oluşan muazzam (!) metinlere alışmıştır o. Evine götürdüğü gazetelerin, ensest ilişkinin türlü türlü hikâyelerini, hangi amaçla habermiş gibi verdiğine aldırış etmez.

 

Haberin fetişleştirildiği, dedikodunun bilimselleştirildiği ve ‘aldatan kadınlar anlatıyor’ üst başlığı altında rezillikler serdetmenin alkış aldığı bir ülkede gazeteler, satmak için kadın, satmak için yalan, satmak için vatan yapıp yapıp dağıtırlar, aldıkları kocaman alkışlar karşılığında. Kadını nesneleştirirler ve nesneleştirdikleri kadınlara ‘haklarınızı arayın’ı öğretirler. Böyle böyle çok satarlar, sattıkları vatan karşılığında. Zira (Osman Konuk’a selam olsun!) Vatan değerli bir arsadır onlar için.

 

Gazetelerin dünya kelimesini tutukladığı bir devirdeyiz. (İsmet Özel’e selam olsun!) ‘patronları kudurtan gasteler’ satılmaz, artık. Çünkü bırakın insanları ateşten korumaz kelimeleri, ateşin hatırlatılması bile bugün aramızda bir yerlerde yaşayan gazete okurunu tedirgin etmeye yeterdir. Gül, iç, oyna! (Endülüs böyle miydi?)

 

Ne mutlu bize ki konu bu değil. Konu, 1923 yılının Ocak ayında Ankara’da yayımına başlayan ‘sahib-i imtiyazisi’ bölümünün karşısına ‘Ali Şükrü’ yazan Tan gazetesidir. İstanbul’dan, Ankara’daki Taşçıoğlu binasının zemin katına taşınan ‘Ali Şükrü Matbaası’nda basılan Tan gazetesi. Birinci TBMM’de bir grup muhalefeti olarak ortaya çıkan İkinci Grup adıyla namdar, ‘İkinci Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun görüşlerini ifade edebilmek amacıyla çıkarılan ve bir nevi İkinci Grup’un ‘resmi yayın organı’ işlevini gören bir gazeteydi. Tan, cumartesi günleri dışında her gün yayınlanıyordu. 4 sayfa olarak çıkıyor ve 5 kuruştan satılıyordu.

 

Ali Şükrü Bey’in bir vatan nöbeti bilip, yoğun çabalarla çıkardığı Tan’ın ilk sayısında ‘Yolumuz’ başlıklı bir başyazı yayınlanmış ve bu yazı çok da net bir şekilde yayın anlayışının manifestosu olmuştur. Tan, bir fikir gazetesidir. Yerli, antiemperyalist ve doğrudan maneviyatçı bir merkezde oturmaktadır. Toplam 68 sayı yayınlanabilen Tan gazetesi, Ali Şükrü Bey’in şehit edilmesinden sonra 8 Nisan tarihini taşıyan 68. sayısında, bir duyuruda bulunarak, kısa bir süreliğine tatil edileceğini açıklamış ancak bir daha yayın hayatına geri dönememiştir. Toplam 68 sayılık bu küçük ve mütevazı ve asil ve onurlu gazete, Ali Şükrü Bey’in gayretleriyle çıkmış ancak Ali Şükrü Bey’in, Mustafa Kemal Paşa’nın muhafız alayı komutanı Topal Osman tarafından siyasi bir cinayetle katledilmesi sonucu yayınını sona erdirmiştir. Hikâye trajik. Ne çıkar ki bundan? Neredeyse doksan yıl sonra oturup bunu konuşuyoruz işte.

 

Yoğun anlamsızlığın her yanımı çevirdiği ve neredeyse her güne ayrı bir sıkıntının düştüğü yirmili yaşlarımın son devresinde, iyice öğrendim ki bir gazete, kendini bir mücadelenin mevzii kılmadıkça ‘iş’ yapmış olmayacaktır. Soyunanların laçkalaşmasıyla mesele de laçkalaştığı için bugün adı anılınca bıyıkları bile olmayanların bıyık altından ince istihzalarla baktığı ‘dava’dan söz ediyorum. Bir gazete, bayraklaştırılacak olanın, bayraklaştırılmasına ‘araç’ olmadıkça kendisini ‘amaç’ kabul edecektir. Bu da amacın ıskalanmasına yol açmaktan başka sonuç vermez. Bizler seksen yıldır çoklukla hedefi ıskalayan adamlar değil miyiz?

 

İşte Tan, hedefi ıskalamamış bir adamın gazetesidir; Ali Şükrü Bey’in…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir