Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Dili Basit Görme!

DİLİ BASİT GÖRME!

İnsanların konuştuğu dilleri öğreten Allah Teâlâ’dır. Babamız Âdem aleyhisselamdan beri gelişegelen bu dillerin temelinde, Allah’ın Âdem’e öğrettiği kelimeler vardır. O öğretti de babamız konuştu. Babamızın konuştuğunu da biz geliştirdik.

Dil önemlidir. Organ olarak önemlidir, onunla derdimizi anlatıyoruz. Araç olarak önemlidir, onunla insanlığımızın en bariz farklarından birini gerçekleştiriyoruz. İki açıdan da dil önemlidir. Organ olarak dil özrü bulanana ‘özürlü’ deniyor. İletişimde kullandığımız lisan anlamındaki ‘dili’ olmayana ise cahil deniyor. Ne özürlü ne de cahil olmak istenmez ama özürlü olmanın makul bir özrü elbette vardır. Cahil olmanın ise hiçbir özrü olamaz. Dili basit göremeyiz. Dil bilmek adam olmaktır. Bir dil bilen bir adam, iki dil bilen iki adamdır. Hele bizim yaşadığımız çağda dil silahtır, enerjidir.

Dil sadece iletişimi sağlamıyor. Dil aynı zamanda gücü kullanmayı da sağlıyor. Dil bilen, dili bilinen güçlüdür. Siyasette de böyledir bu, askeri alanda da. Hatta coğrafyada da budur gerçek. Dil bilen, dili bilinen, üstünlüğü elinde tutar. Tarih, bunun istisnasını kaydetmemiştir.

Dil gerçeği din için de geçerli bir kuraldır. İslam’ın dili Arapçadır. Arapçayı kim ne kadar bilirse o kadar daha kolay İslam’a yakınlaşır. Arapçadan uzak kalınan her mesafe aynı zamanda İslam’dan da uzak kalmaktır. İslam’ın dili Arapça, mantığı Arapçadır.

Alfabesinden ses fonetiğine kadar her alanda Arapça ile yakınlık, İslam ile yakınlıktır. Arapçaya yatırım dine yatırımdır. Arapçaya karşı duruş dine karşı duruştur. Bu karşı duruşu bir asır öncesindeki nesil çok iyi izledi. İslam’ı yok etme projeleri dil üzerinden başlatıldı. Bir gece kararı ile bir halk, kökten cahilleştirildi. Dün bildiğini sabah kalktığında bilmez oldu insanlar. Adına ‘eski harf’ denerek kenara itildi Arapça. Böylece Arapça ile bağlantı kurulabilen İslam, kenara itilmiş oldu. Bir taşla koca bir sürüyü vurmak istediler. O dönemde, bu taktiği çözebilenlerin üstün himmetleri olmasaydı proje sahipleri emellerine ulaşmış olabilirlerdi. Yine de bir iki nesli İslamsız yetiştirmeyi becerebilmişlerdir. Dedesinin notlarını okumaktan aciz bir nesil onların ürünüdür.

‘Arapça ile bağlantılı her şey için İslam’la da bağlantılıdır’ dememizde bir sakınca yoktur. Bu bir gerçektir. Çünkü Arapça, Kur’an’ın kendine seçtiği bir dildir. Bu dili de Kur’an savunmuştur. Kur’an, mucize bir kitap olduğunu ilan ederken beraberinde Arapçayı da kaldırarak meydan okumuştur. ‘Bu apaçık Arapça bir kitaptır’ ifadesi, Kur’an adına meydan okumak için Arapçanın dil olarak seçildiğini göstermektedir. Arapça, ilahi destekle yola çıkmıştır. Arapça ile olan bağlantımız, Araplarla olan bağlantımız anlamına gelmez. Araplarla aynı dine iman etmekten kaynaklanan bir din kardeşliğimiz vardır. Arapça ile bağımız ise Kur’an’ımızın dili olması ve o dille Kur’an’ımızın kıyamete kadar sürecek bir mucizeyi başlatmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için Kur’an ile bağı bulunan her insanın Arapça ile de bağı bulunması tabii bir sonuçtur.

Arapça bilip konuşmak, yazmak başka şey, Arapçayı imanımızla alakalı bir dil olarak görmek başka şeydir. Bilmek konuşmak isteriz elbette. Arap olsak da olmasak da o dili dilimiz bilmek isteriz. Bu amaca ulaşamamış olsak bile, içimizde imanımızdan gelen bir Arapça düşkünlüğü muhakkak olmalıdır. İman bunu gerektirir. Kur’an’ın mucize kitap oluşuna iman da bunu üretir.

Bu topraklarda kullanılan bir önceki dil Osmanlıca, harf benzerliği ile Arapçaya yakındı. Muhtevası itibarıyla da Arapçanın etkisinde idi. Osmanlıcaya düşman olanlar, bu nedenle onu dil olmaktan çıkardılar. Asıl sorunları iletişimdeki sıkıntı değildi. Çağdaşlık da gerçek bir gerekçe olamazdı. Hâlâ kullanılan ve ‘çağdaşların’ alfabesine uymayan pek çok dile dokunan olmamıştır. Osmanlıca, Kur’an alfabesini kullanan bir dil olmasaydı, bir halkı gece yarısı cahil bırakmaya gerek görmeyeceklerdi. Asıl sorun, Osmanlıcanın Kur’an’ı çağrıştırmasında gizlidir. İşi kökünden halletmek istediler. Dil gidince dinin gitmesi de kolay olur diye düşündüler. Dil gitti, ardından medeniyet gitti, zevkler değişti, bakışlar farklılaştı. Dil gitti, giderken de çok şey götürdü…

Gidişin bu hazin manzarası bize dönüşün nasıl olacağını da göstermektedir.

Nureddin Yıldız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir