Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

En Güneyimizdeki Saklı Güzellikler

Yolu Hatay’a düşenlerin mutlaka uğramaları gereken bir ilçedir Samandağ. Anlatmaya nereden başlasam diye düşünüyorum, uçsuz bucaksız sahilinden mi, yoksa tarihi eserlerinden mi, içerisinde çok farklı renkler içeren sosyal motifinden mi… Samandağ’ın önce bir tarihine göz atalım isterseniz. Antik devrin en muhteşem şehirlerinden biri olan Antakya’nın komşusu ve deniz kapısıdır, dolayısıyla zengin bir geçmişe sahiptir.
Samandağ’ın Çevlik yerleşkesinde yapılan kazılarda elde edilen bulgular yöredeki yaşamın Orta Paleolitik (M.Ö 100.000-40.000) döneme kadar uzandığına işaret etmektedir. Aynı yerde Üst Paleolitik Döneme ait araçlar ve insan kalıntılarına (Homo Sapiens Çevlikiyensis’ten kalma kemiklere) ulaşılmıştır. Ayrıca Meydan Köyü’nde bulunan Üç Ağız Mağarası’nda Üst Paleolitik Dönemin başlangıcına ilişkin buluntulara ve tarihin en eski DNA kalıntılarına rastlanmıştır.
M.Ö. VII. yy’da Yunanlılar tarafından, Asi Nehrinin döküldüğü bölgeye Al Mina Limanı kurulmuştur. Gemiler, nehir boyunca ilerleyip Antakya’ya varabiliyordu ve böylece liman önemini uzun yıllar korumuştur. M.Ö. 300 yılında Büyük İskender’in ünlü generali, Selevkos I. Nikator tarafından kurulan Selevkos İmparatorluğu’na bir süre başkentlik yapmak üzere liman şehri olarak Seleucia Pieria bugünkü adıyla Çevlik kurulmuştur. Ancak denizden gelecek saldırılara karşı Selevkos I. Nikator, Antioch(Antakya) şehrini kurarak başkenti buraya taşımıştır.
17. yy’a kadar Selçuklu, Fatımiler ve Memlük egemenlikleri altında kalmıştır. 1516’da Osmanlı hâkimiyetine geçen Samandağ, I.Dünya Savaşından sonra Fransızların idaresinde İskenderun Sancağı içerisinde kalmıştır. Hatay Devleti’nde nahiye olarak kalan Samandağ, 23 Temmuz 1939’da Hatay’ın anavatana ilhakıyla Türkiye’ye katılmıştır.1948’de eski adı Süveydiye, Samandağ olarak değiştirilerek ilçe olmuştur.
Samandağ’ın bu kadar zengin tarihinden, Samandağ insanına işlemiş engin bir hoşgörü ve gönül bolluğu vardır. Gezimiz boyunca Ermeni, Arap, Türkmen halklarına rastladık ve hepsi birbirinden sıcakkanlı insanlardı. Burada en çok şaşırdığım şey ise dünyada Ermenistan dışındaki tek Ermeni köyünün Samandağ’a bağlı Vakıflı köyü olduğunu öğrenmek oldu. Köyü gezdiğinizde gerçek bir Ermeni dokusunu görmeniz mümkün ve geleneklerine bağlı olarak yaşıyorlar ve tam da olması gerektiği gibi özgürce… Tanık olduğum bir olay daha vardı ki bunu herhalde başka hiçbir yerde göremezdim, Ermeni insanların komşuları olan Aleviler bahçelerinde vurdukları bir yaban domuzunu Ermeni komşuları için taşıyıp getirmişlerdi.
Alevi insanlar demişken onlara da değinelim biraz. Anadolu Alevilerinden farklı bir inançları varmış gibime geldi benim. Köylerinde cem evi göremedik ama cami vardı ve ezan okunuyordu ancak camiye namaza gidende pek yoktu. Rehberim ve aynı zamanda arkadaşımdan aldığım bilgiye göre ibadetlerini ve adaklarını türbelerde ve türbe yanlarına inşa edilmiş büyük salonlarda yerine getiriyorlar. Çok sıcak insanlardır ve adaklarında yaptıkları hırisi(aşure diyorlar ama bildiğimiz tatlı aşure değil) gerçekten mükemmel bir tada sahip. Ve adaklarında sundukları ziyafetlerin ve koydukları yemeklerin haddi hesabı yok gördüğüm kadarıyla. Buradaki alevi insanlar geçimini genellikle Arap ülkelerinde çalışarak sağlamakta çünkü etnik olarak Araplar ve Arapça biliyorlar.
İlçedeki Türkmenler ise Ermeni ve Alevi insanlara göre ekonomik olarak biraz daha zayıflar gibi göründü gözüme. Ancak su götürmez bir gerçek var ki, oda Samandağ’ın en güzel yörelerinde yaşadıkları, bunlardan birisi birazdan bahsedeceğim Batıayaz yaylası. Burada insanlar kömürcülük ile ve gündelik işlerle geçimlerini sağlıyorlar.

SAMANDAĞIN TARİHİ YERLERİ

Hz Hızır Türbesi

Türbe bölge insanının tümü için önemli bir turistik çekim merkezi olmasıyla birlikte tüm arap Alevileri ve Hıristiyanlar için son derece kutsal bir mekandır. Denizin çok yakınında bir yerde olmasına rağmen etrafında mayo ile dolaşmak yasak ve dolaşan insanlarda göremedim hiç. Türbenin hemen girişinde mekanın neden türbe olarak anıldığını açıklayan bir yazı karşılıyor bizi. Kuran-ı kerimin Kehf süresinde bahsedilen, Hz Musa ile Hz Hıdır’ın buluşmasının burada olduğuna inanılmaktadır. Türbe dışarıdan bakıldığında Hatay’da sık rastlanan bir yapıya sahip, dairesel bir yapı ve üzeride cami kubbesine benzer şekilde inşa edilmiş. Neden dairesel olduğunu öğrenemedik ancak, istisnasız oraya gelen her araba türbenin etrafında bir veya üç kez dönüp yoluna öyle devam etmekteydi. Bu izlenimlerden sonra içeri giriyoruz. İçeri girebilmek için tek şart temiz olmak, bayanlar için girişte başörtüsü olsa da takmayanını da gördüm. İçeri girer girmez astım hastalarını rahatsız edecek yoğunlukta bir duman ile karşılaşıyoruz ancak bu öyle bir şey ki tüm gün onu koklayabilirdim. Adının bahur olduğunu öğrendiğimiz bu madde köze bırakılıyor ve ortamın güzel kokması sağlanıyor. Bir kutsallığı var gibi ama ben çözemedim, çünkü her ziyaretçi kendi adına atıyor bahuru köze ve bir şeyler okuyor, okumayı bitirdikten sonrada ellerini açıp dua ediyorlar. Türbenin içinde diğer yerlerde gördüğüm gibi bir mezar veya anıt beklerken burada oldukça yüksek bir kaya görüyorum. Bu beni başlangıçta şaşırtıyor çünkü diğer Hz Hızır türbelerinde dikdörtgen şeklinde el yapımı mezar benzeri yapılar yer alırken burada tamamen doğal tepecik koruma altına alınmış ve kutsallığına inanılıyor. İçeride dua eden insanların yanı sıra yüksek sesle -bayağıda etkileyici bir sesle- Kuran-ı Kerim okuyan insanlarda var. Kutsal tepeciğin etrafında üç tur döndükten sonra ziyaretin (türbelere genelde ziyaret diyorlar) kasasına herkes etrafa göstermeyecek şekilde gönlünden koptuğu kadarıyla para atar. Bu oranın bakımıyla ilgilenen insanlara bir yardım mahiyetindedir, tutulan dileklerin kabulüyle veya kutsallıkla bir ilişkisi yok gibi. Ancak para konulmazsa oranın bakımını yapan insanlara karşı yapılan bir haksızlıktan günaha girebiliriz diyor arkadaşım. Peki, böylesine önemli bir mekanda hurafe olmaz mı derseniz, tabi olur olmaz mı? İnsanlar önce bir dilek tutup ardından bozuk paraları duvara sürterek yapıştırmaya çalışıyorlar. Eğer para yapışır da düşmez ise dua kabul oluyormuş düşerse tekrar deniyorlar. Bunu oradaki alevi şeyhine de sorduk ve duvarı kirletmekten başka bir işe yaramadığını söyledi bu işlemin. Ziyaretten çıkarken arkanızı kutsal mekâna dönemezsiniz o yüzden geri geri çıktık ve gariptir hiç kimseye çarpmadan çünkü insanlar son derece saygılı ve size öncelik tanıyorlar. Çıktıktan sonra ilk kötüleyeceğim durumla karşılaştım duygu sömürücüleri. Dışarıda sakal uzatarak alevi şeyhlerine benzemeye çalışan adamlar, kucağında çocukla oturan kadınlar vs yaklaşık 7-8 kişi dilenmek için oturuyor ve insanların manevi yönlerini sömürmeye çalışıyorlardı. Neyse ki arkadaşım bu konuda beni uyardı ve ben o tuzağa düşmedim. Buradan ayrılma vakti geldi artık ve ayrılıyoruz. Haa bu arada unutmadan eğer ziyaretiniz esnasında bir adağa denk gelirseniz çok şanslısınız çünkü o adaktan yemek alırken ne olduğunuzun kim olduğunuz hiçbir önemi yok, gidersiniz alırsınız ve afiyetle yersiniz. Ama ben bunu burada yaşayamadım maalesef, Harbiye’de(Antakya’nın bir belediyesi) tecrübe edindim. Son olarak burasıyla ilgili, Samandağ’a gelen bütün toplu taşıma araçları buraya uğradığı için ulaşım son derece kolay.

Çevlik

Çevlik’e giderken yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk yapmanız lazım Samandağ merkezden. Bu yolculuğun ikinci yarısında size denizde eşlik etmeye başlar. Ancak itiraf etmeliyim deniz çok kirli. Bizim şanslı olduğumuz bir gündü ve tablo misali bir kare yakaladım üstelik cep telefonumun kadrajından.

Yorgun bir gemiydi ve dayanamamıştı, enkazı ise kimsenin umurunda değildi. Bu fotoğrafı çektikten neredeyse 6 ay sonra sulara tam olarak gömüldüğünü duydum arkadaşımdan. Çevlik’e varınca ilk durağımız titus tüneli, beşikli mağara ve kaya mezarları

Titus Tüneli

O zamanı düşünecek olursak tam bir mühendislik harikası Roma dönemi eseridir. Dünyada yapılan ilk tünel olma özelliğine sahip. Musa dağı eteklerinde yer alan titus tüneli liman şehrini sel sularına karşı korumak üzere, tamamen insan eliyle inşa edilmiş bir tüneldir. Tünelin yapımına dönemin imparatoru Vespasianus zamanında başlanmış ancak oğlu Titus zamanında tamamlandığı için adına Titus tüneli denilmekte. Tünelin uzunluğu 1400 metre civarında ve bunun yaklaşık 200 metresi tamamen karanlık ve kayaların delinmesiyle yapılmış. Bizim ziyaretimiz esnasında tünelde pek su yoktu ancak nemli denilebilirdi, ancak kışın su kanalına dönüşüyormuş tünel. Tünelin üzerinde harç kullanmadan inşa edilmiş oldukça estetik bir köprü yer almakta, onu da aldım telefon kadrajıma.

Kaya Mezarları Ve Beşikli Mağara

Titus tüneli yakınlarında bulunan kaya mezarların kral mezarı olduğu ileri sürülmüşse de gerçekte bunlardan on ikisinin Romalı yönetici ve Seleucia Pieria kentinin ileri gelenlerine ait olduğu sanılmaktadır. Bu mağara mezarlarının dışında kalan alanlarda da geniş bir mezarlık bulunmaktadır. Mezarlık alanının yukarısında bulunan yapı kalıntılarının bu mezarlarla ilgili kişilerin yaşadıkları ve görev yaptıkları yerler olduğu sanılmaktadır.
Beşikli mağara bu kaya mezarlarının en dikkat çekicisi ve en ünlülerinden biridir. Aynı zamanda en genişidir. Burada bölümler halinde, birbirlerinden taş bloklarla ayrılmış tam oniki mezar bulunmaktadır. Mezarlar beşiği andırdığı için adına beşikli mağara deniyor gibi bir mantık yürüttüm ancak ne kadar doğrudur tartışılır tabi. Mezarlar kayalar oyularak oluşturulmuş gibi ve oluşturulan sütunlar çeşitli motiflerle süslenmiş, ilgi çekici detaylar içermektedir.

AZİZ SİMON MANASTIRI

Samandağ merkezden çıkıp Antakya’ya doğru ilerlerken Karaçay Bucak merkezine tam varmadan önce Aknehir adında bir beldeye giriyoruz ve oradan uzun sayılabilecek bir tırmanışa başlıyoruz. Yaklaşık 500 m rakımlı bir dağın zirvesine, öncelikle zeytin ağaçları ve muhteşem kekik kokusu eşliğinde yol alıyoruz, ardından rüzgârgülleri karşılıyor bizleri tüm heybetleriyle. Onların altından geçerken ürkmemek elde değil. Ve sonrasında bir yol ayırımına geliyoruz. Aziz Simon manastırına varmadan önce El Arabi türbesini göstermek istiyor bana arkadaşım ve türbeye geçiyoruz. İnanılmaz rüzgarlı bir mekan ve öylesine yüksekte ki asi nehrini çok rahat takip edebiliyoruz. İnsanlar buraya yine adaklarını yerine getirmeye, dua etmeye ve maneviyatı yaşamaya geliyorlar. Ama burası kutsal bir mekan olmasının yanı sıra onca rüzgara rağmen bir piknik yeri olarak da kullanılıyor. Rüzgar olmadığı zamanlar çok daha güzel ve çok daha kalabalık oluyormuş.

Aziz Simon manastırına geliyoruz ve itiraf ediyorum içim acımaya başlıyor. Buranın tarihini ve özelliklerini anlatmadan önce şikâyetimi anlatmalıyım. Böylesine önemli bir yer nasıl olur da bir harabeye dönüştürülür, nasıl olurda bu kadar bakımsız bir hale terk edilir aklım almıyor. Yazık çok yazık…

Aziz Simon Manastırı, 5. yüzyılda Samandağ yakınında yüksek bir tepeye kurulmuş bir manastırdır. Manastırın kurucusu olan Aziz Simon’un, bir manastırda aldığı temel din eğitiminden sonra kendini kentin dışında bir hücreye kapattığı, burada 3 yıl yaşadıktan sonra kentin yakınındaki bir dağa çıkarak kendini bir kayaya zincirlediği ve çevresine çizdiği bir çemberin dışına çıkmadan yaşamaya başladığı rivayet ediliyor. Manastır, kayalar üzerine oyulmuş ve kesme taşlardan inşa edilmiştir. Manastır içerisinde, yağmur sularını tutmak için sarnıçlar, üç kilise, misafirhane, mutfak ve kiler bulunmaktadır. Burada ayrıca Suriye’ye kadar uzanan bir tünelin varlığından söz edilmektedir ancak buna dair bilimsel bir veriye ulaşamadım. Bölge insanının anlattığına göre zamanında buraya ilk gelen halk altın küpleri, tarihi eserler vs bulmuşlar ve bu paha biçilemez eserleri yok pahasına satmışlar. Dünyanın en önemli mozaik müzelerinden birine sahip olan Hatay’da hala yerin altında mozaiklerin olması ne kadar da ilginç, oranın korumasıyla görevlendirilmiş adam bize onları da gösterdi.

Aziz Simon manastırından Samandağ’ı olduğu gibi izleyebilir, asinin denize kavuşmasını resimleyebilir ve eğer hava açıksa güneşin Samandağ’a veda seremonisini takip edebilirsiniz.

Musa Ağacı

Samandağ’ın Hıdırbey köyünde bulunan Musa ağacı(türü çınar) Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ‘anıt ağaç’ olarak adlandırılmıştır. Yaygın inanışa göre Hz Musa asasını yere batırdığında filizlenip ağaca dönüşmüştür. İşte o ağacın bu ağaç olduğuna inanılmakta ve 3.000 yıllık olduğu iddia edilmektedir. Ancak bilimsel veriler ağacın 500 yıllık olduğunu söylemekte. Ağaç yaklaşık 1,5 dönümlük bir alan kaplamaktadır. İçi bir oyuk şeklinde olan ağacın gövdesine rahatça girilip çıkılabilmektedir. Ağacın hemen yanından buz gibi suların aktığı bir kanal bulunuyor. Ayrıca etrafta yöresel ürünlerin satıldığı tezgahlarda mevcut. Yöresel ürünlerden kastım; defne sabunu, nar ekşisi, domates ve biber salçası, kekik, boğma rakı… Özellikle nar ekşisini ve domates-biber salçasını Türkiye’nin hiçbir yerinde bu doğallıkta bulamazsınız diye düşünüyorum.

Batıayaz Yaylası

Yaz aylarında serinlemek için gidilecek birçok alternatifi vardır Samandağ’ın ancak bir başkadır Batıayaz yaylası. Yemyeşil doğasıyla, yılan misali kıvrılan yollarıyla, buz gibi kaynak sularıyla ki bu sulara yol boyunca rastlanabilir bambaşkadır Batıayaz. Samandağ ilçesine uzaklığı yaklaşık 10 km’dir. Bir sürü turistik tesise de sahip olan Batıayaz’da isterseniz gider restoran rahatlığında keyif sürersiniz isterseniz de nehir kenarında piknik yaparsınız. Üçüncü seçenek ise ki ben bunu seçtim altından buz gibi suların aktığı masalara eşyalarınızı alıp gidersiniz, mekan sahipleri size çok uygun bir fiyata mangalınızı hazırlar siz ise kendin pişir kendin ye keyfi yaparsınız. İnsanlar işletmeyi ailecek çalıştırdığı için bu tip yerlerde, ortamın sıcaklığı sarıyor sizi ister istemez. Ben bir anda kendimi işletme sahibinin oğluyla şakalaşırken buldum mesela. Suyun içerisine karpuz atma fikri her halükarda gelecektir akıllara ama ben söylemeden geçemedim. Bu tip mekanlar uzak ve sessiz olduğu için rahatsız olma ya da birilerini rahatsız etme kaygısı kesinlikle yaşamazsınız. Ayrıca uzak ve sessiz sadece, kesinlikle ıssız değil yani güvenlikten yana hiçbir problem olmaz çünkü karakol komutanlığı oldukça yakın.

Son Durak

Samandağ’da son durağımız arkadaşımın köyü olan Karaçay köyü. Buranın henüz turistik bir yönü yok ancak edindiğim izlenimleri anlatmadan geçemeyeceğim. Yazımın başında değindiğim gibi köy bir alevi köyü ancak içerisinde cami mevcut fakat cemevi göremedim. Ancak ziyaret dedikleri türbelerin sayısı bir hayli fazla ve çok büyük öneme sahipler. İnsanların yaşam biçimi buradaki diğer insanlarla benzer ama ben özel zamanlarına denk geldim. Öncelikle sahip olduğum ilk tecrübeyi boğma rakı üretimini anlatayım sizlere anlatılan kadarıyla. Anlatılan kadarıyla çünkü ben işin son safhası olan damıtma safhasına denk gelmiştim. Öncelikle incirler toplanıp kurutuluyormuş. Ardından üzümler çırpıcı görevi gören matkap ile parçalanıp, suyu çekilip varillere incirlerle birlikte konuluyormuş. Ancak bunları belirli ölçeklerde karıştırmak lazım yoksa rakınızın tadı bozulur. Birde ilk varile mayalanması için hamur mayası ekleniyormuş. Diğer varillere ise önceki mayalanmış varilin suyundan katılması yeterliymiş. Daha sonra bu varillerin bir bekleme süresi oluyor 15-20 günlük. Ardından variller büyük biz kazana boşaltılıp damıtılıyor. Damıtmadan sonra elde edilen sıvı tekrar damıtılıyor ancak bu sefer sıvıya anason ekleniyor ve böylece rakı üretilmiş oluyor. İnsanlar bu işleri büyük bir titizlik temizlik ve gizlilikle yapıyor. Çünkü yasak, ancak buradaki üretimlerin hiçbir şekilde ticari olarak yapılmadığını söyleyebilirim. İnsanlar sadece kendileri için üretiyor ve içiyor. Ve enteresandır neredeyse buradaki bütün erkekler içer ve Şirince’de şarap bolluğu ne kadarsa burada da rakı bolluğu o kadardır ancak hiçbir şekilde bir sarhoşa denk gelmedim ben burada kaldığım süre zarfında.

Diğer bir edindiğim tecrübe ise hasat zamanına denk gelmiş olmam. İnsanlar kendileri için buğday, inekleri için saman elde ediyorlardı. Çok meşakkatli işlerdi bunlar ama ailecek yaptıkları için kimse şikâyetçi değildi. Çalışkan oldukları kadar bakımlı da olan bayanlar saman doldururken güneşte yanmamak için her türlü önlemi almışlardı.

| Rumuz: Al-Mina

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir