Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Eyüp Sultan ve Şehid Sokullu Mehmet Paşa’nın Kabri

Eyüp Sultan ve Şehid Sokullu Mehmet Paşa'nın KabriBu sayımızda Eyüp Sultan çevresini gezmeye ne dersiniz? Efendim, bildiğiniz üzere İstanbul denince eskiler suriçi tabir edilen, bugün Fatih ilçemizin sınırlarından oluşan yeri kastederlerdi. İstanbul dışında bilad-ı selase adı verilen üç yerleşim yeri vardı ki bunlar; Üsküdar, Galata ve Eyüp yerleşimlerinden meydana gelirdi. Biz bu üç beldeyi de sizlere anlatacağız inşallah. Ama önceliği izninizle Müslüman Eyüp’e verelim.

Eyüp Sultan, adını Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in yakın arkadaşlarından yani sahabelerinden Sancaktar Ebu Eyyüb Halid b. Zeyd el Ensari’den (ra) almıştır. İkinci akabe bey’atına katılan Hz. Halid (ra) Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’i Medine’de evinde misafir etme şerefine nail olduğu gibi Bedir ehlindendir de. Uhud, Hendek savaşlarının yanında bütün gazvelere katılmış şanlı sahabelerimizden Hz. Halid b. Zeyd Hicri 52. yılda İstanbul’u kuşatan İslam ordusu içinde yer almıştı. Yaşı ilerlemiş halde Allah’ın yüce ismini yaymak için katıldığı bu cihatta hastalanmış ve İslam ordularının gelebileceği en uç noktaya gömülmeyi vasiyet etmiştir. Vefatıyla vasiyeti yerine getirilmiş ve bugün türbesinin yer aldığı mekâna defnedilmiştir. Aradan yüzyıllar geçer ve 1453’te İstanbul’u fetheden cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddin hazretlerinden bir gece Hz. Halid’i (ra) rüyasında gördüğünü ve mezarının yerini sultana tarif ettiğini öğrendi. Yapılan tetkikler sonucu Ebu Eyyüb’ün (ra) mezarı bulundu. Çok duygulanan padişah hemen bir türbe ve cami yapılmasını emretti. O günden beri İstanbul hak ettiği maneviyata kavuştu. Müslümanların önemli şehirlerinden biri oldu. Rumelili Müslümanlar ne zaman hac veya umre ziyaretine çıksalar önce İstanbul’a Hz. Halid’in (ra) yanına uğrar ondan sonra kutsal topraklara geçerler ve bana sorarsanız çok şık bir hareket yapmış olurlar.

Osmanlı sultanları Eyüp’e gerekli önemi verdiler. Sultanların kılıç kuşanma törenleri (taklid-i seyf) Ebu Eyyüb hazretlerinin huzurunda yapıla geldi. Devletin kurucusu Osman Gazi’nin kılıcı Şeyh’ül İslam’ın elinden alındı ve bellerine takıldı. Her padişah bu geleneği devam ettirdi.

Bu büyük sahabenin yanına gömülmek İstanbul’un mü’min insanı için hep önemli olmuştur. Bu nedenle Eyüp denince akla mezarlıklar da gelir. Eyüp’ün tüm düzlük ve yamaçları mezarlıklarla kaplandı. Amaç hep o büyük insana komşu olma çabası. Boy boy serviler ve yeşillikler arasında yer alan beyaz mezar taşlarının görüntüsü Müslüman ve mütevekkil Eyüp’ün en aşina görüntüsünü verir bizlere. Mezar taşlarının çeşitliliği, türbe tasarımları süregelen mimari değişimi anlattığı gibi şanslı olup da eski(mez) yazıyı okuyabilenler nasıl bir tarihin devamı olduklarını ürpererek göreceklerdir.
Edmondo de Amicis 19.yüzyılda İstanbul’a yaptığı seyahati anlatırken bakın Eyüp hakkında neler yazmış. “ Fevkalade bir sessizliğe gömülmüş, aristokratik bir mahalle gibi, uhrevi bir hüzünle birlikte, dünyevi bir hürmet hissini ilham eden, bembeyaz, gölgeli ve şahane bir güzelliğe sahip bir mezar şehridir Eyüp. İstanbul’un başka hiçbir yerinde, ölüm tasvirini güzelleştiren Müslüman sanatı, bu kadar zarafetle gözler önüne serilmez”

Amicis’in derin bir hissedişle anlamlandırdığı bu bakış açısına bu gün hangi ve kaç Müslüman evladı sahip? Atalarımız için ‘ölüm asude bir bahar ülkesi’dir. Ve Eyüp insana ölümü yakın ve arkadaş eyler.
Eyüp Sultan adına daldık, gittik. Şimdi gezme vakti. Önce Türbeye uğrayıp bir Fatiha okuyor ardından muhakkak camiye giriyoruz. Vakit namazı ya da sünnet olan mescid namazını kıldıktan sonra gerekli incelemelere başlayabiliriz. Efendim cami 1458 de yapılmış ancak 1766 depreminde yıkılınca yenisi III. S elim tarafından 1800 yılında yapılmış. Ulu çınarlarla süslenmiş avlusu caminin tevazuunu arttırıyor. Caminin içi bal rengi duvarları, türkuaz renkli halıları ve devasa avizesiyle mükemmeliyetin simgesi. Padişah mahfiline çıkan merdivenli koridor bu gün kadınlara ayrılmış. Külliyeden geriye restore edilen hamam kalmış. Medrese ve imarethane meydan açmak için yok edilmiş!
İçimiz acıyarak yola devam ediyoruz.

SOKULLU ŞEHİT MEHMED PAŞA

Camiden çıkıp tespihçilere doğru yürüyoruz. Mimar Koca Sinan tarafından şehit Sokullu Mehmed Paşa için 1572 de yapılan türbeye uğruyoruz. Paşanın ölümü ile tarihçiler Osmanlı Cihan Devletini duraklama dönemine sokarlar. Sokullu Mehmed Paşa’dan bahsetmeden geçmeyelim isterseniz. Paşa aslen Sırp asıllıdır. Küçük yaşlarda devşirme usulüyle alınıp Enderun’da yetiştirildikten sonra devletin en tepesine çıkmıştır. Paşa kendisini rahmetle anacağımız birçok hadiseye imza atmış olmakla birlikte İstanbul’a yaptırmış olduğu iki cami ile ölümsüzler arasına girmiştir. Bu camilerden biri Sultanahmet Meydanından meslek lisesine çıkan sokağı takip edince karşımıza çıkar. Diğeri ise Unkapanı köprüsünün Şişhane’ye çıkan kısmının ayağındaki Azapkapı Sokulu Mehmed Paşa Camiidir. Bu iki güzide yapının mimarı da Koca Sinan’dır.

Efendim bir olay var ki anlatmadan geçmeyelim. 1571 de Kıbrıs fethedilmiş Hala Sultan diyarı nihayet İslam’ın olmuştur. Ancak haçlı zihniyeti bunu hazmedemez. 1572 de İnebahtı mevkiinde bir baskınla Osmanlı Donanmasını yakarlar. Olay tarihin bir dönüm noktasıdır lütfen dikkat buyurun. Osmanlı Avrupa’ya karşı ilk defa büyük bir yenilgi almış ve Avrupa keferesi ilk defa Osmanlının da yenilebileceğini düşünerek öz güven kazanmıştır. İşte o kötü günün ertesinde Venedik elçisi güya üzüntülerini bildirmek için Sokullu Mehmet Paşa’yı ziyaret eder. Bakın Paşa elçiye nasıl bir cevap verir:

“Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yenmekle sakalımızı tıraş etmiş oldunuz. Kesilen bir kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal eskisinden daha gür çıkar!”

Allah rahmet eylesin, Paşa bu konuşmanın ardından İnebahtı Deniz savaşının tek muzaffer komutanı Kılıç Ali Paşa’yı çok kısa bir süre içinde yeniden donanma kurması için görevlendirir. Kılıç Ali kısa sürede bunu yapabilmenin sıkıntılarından bahsedince Sokullu bir tarihi cevap daha verecektir.

“Paşa hazretleri! Bu devletin kuvvet ve kudreti o derecededir ki, donanmanın bütün direkleri gümüşten, halatları ibrişimden ve yelkenleri dahi atlastan yapılmak ferman olunsa yeridir. Hangi geminin malzemesi yetişmezse, gel benden al!”

Bir yıl geçmeden 200 parça gemiyle Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Akdeniz’e açılacak ve ustası Hızır Hayreddin Paşa gibi haçlı donanmalarına kök söktürecektir. Derler ki Kılıç Ali Paşa’nın izni olmadan Akdeniz’e bir kefere gemisi bile açılamadı.

İşte bu hadiselerin kahramanı Şehit Sokullu Mehmet Paşa Eyüp’te vitraylarıyla ünlü bu güzel türbesinde yatıyor.

Şehit dedik ya paşanın şehadet şerbetini içişinin o ibretlik hikâyesini de İnşallah gelecek sayımızda yazalım.

Selametle kalın efendim.

Halil Şengün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir