Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Herkesin Gürültüsü

Geçen gün, apartmanda alt katta oturan komşumla asansörde karşılaştım. Bir buçuk adım kadar geriye çekilip köşeyi tuttum. Amacım köşe kapmaca değildi. Ne zamandır içime dert olan cümleleri dışarı çıkarıverebileceğim bir yer açmaktı. Neye güvendim konuşmaya başlamak için bilmiyorum. Sanırım kahvenin hatırına dayandım, ne de olsa bir kere içilmişti. “Ne zamandır söylemek istiyordum, sanırım çok gürültü geliyor sizin kata, malum çocuklar, kusura bakmayın.” türünden cümleler geveledim. Bir iki saniye kadar vakur duruşuyla karşımda dikildi, zaten karşımda dikiliyordu itiraf edeyim. “Herkesin gürültüsü kendine yetiyor.” dedi.

“Aynı nehirde iki defa yıkanmak mümkün değildir.” türünden bir hikmet ve kesinlik ifade ediyordu komşumun cümlesi. Ne diyeceğimi bilemedim. Çıkış katına geldiğimizden çıktık, yollarımız ayrıldı. Ama düşüncelerim onunkilerle birleşmişti bir kere. “Herkesin gürültüsü kendine yetiyor!” Bu cümle, kendisinden mahcubiyet duyduğum gürültünün bir benzerinin her evde yaşandığı, dolayısıyla mahcubiyetimden hicap etmemem gerektiği gibi bir anlam taşımıyordu muhakkak. Peki, ne gibi anlamları ihtiva ediyordu? Gürültünün gürültü olduğunun farkında isek neden onunla yetiniyorduk bir defa? Kendimizin bir gürültüsünün olması başka seslere -gürültü mü demeliydim- kulak tıkamamızı mı icap ettiriyordu? Yoksa bu söz bir Karadeniz türküsündeki “Herkesin bir derdi var, durur içerisinde.” gibi bir anlama gönderme mi yapıyordu? Herkesin bir derdi varsa başkalarının derdiyle dertlenmek de yok muydu? Herkesin bir derdi varsa, neden içinde duruyordu? Yoksa herkes herkesi herkes gibi mi görüyordu? Daha temel soruları daha sormamıştım. Gürültüyü sesten ayıran neydi? Mesela kimileri kimi müziklere gürültü derken kimi müzikleri de göklere çıkarıyordu. Yanlış anlamayın “gök gürültüsü” denmiyordu onlara, belki “göklerden gelen ses” tabiri kullanılıyordu. Gürültü, ses, gökler, nereden çıktım bu konulara? Asansörden. O gün asansörde müzik çalıyordu. O müzikler her gün asansörde çalıyordu. Yaklaşık yüz hane bir apartmandayız. Kime sordular asansördeki seçme müzikleri seçme işini bilmiyorum, ama bana değil. Neyse belki de o gün, komşumu o müzikler ikna etmişti gürültünün yaygınlığına.

Geçen gün, geçmesine rağmen üzerinde konuşabildiğime göre aslında geçmemiş gün, bir film repliğinde jön “Artık insanların sorunu bir amaçlarının ya da ideallerinin olmaması değil, aslında çok amaçlarının olması!” türünden hikmetli sözler haykırıyordu. Hikmetin haykırılabilir olmasından emin değilim, daha çok fısıldanır gibi geldi ama duygu durumunu yükseltmek için bu kelimeyi seçtim sanırım. “İnsanlar” kelimesi yerine “gençler” de demiş olabilir. Ne önemi var? Her insan bir genç olmuştur geçmiş bir zamanda. Üzerinde düşünebildiğimize göre aslında geçmemiş bir zamanda. Neyse geçelim. Bence “gençler” yerine “çocuklar” da denebilir. İlkokula yeni başlayan kızıma, hemen herkesin her yaşta sorduğu “Büyüyünce ne olacaksın bakayım?” türünden sorular sorulduğunda uzun süre düşünüyor. Burada yazabildiğime göre yeterince uzun da değil aslında. Sonra şöyle cevaplar veriyor: “Öğretmen, ressam, doktor da olabilir, sanatçı yani mutlaka sahnede olmam lazım, gitar ve piyano da çalacağım, daha ne olsam?” Daha ne olsun? Böyle zamanlarda hayal dünyasını genişletmek için özel bir çaba sarf etmiyorum. Ama kuru gürültüye de pabuç bırakmam. Bu söylediklerini gerçekleştirmesinin emek istediğini çocuk dilinde anlatmaya çalışıyorum, o kadar. Sanırım sözlerimi gürültü olarak algılıyor.

O gün, yani komşumla asansörde karşılaştığım gün, akşam eve neşe içinde döndüğümde -yorgun argın demeyeceğim, eve hep yorgun argın dönüldüğünü o kadar çok okudum, dinledim ki eve her dönüşümde kendimi kendiliğinden yorgun argın hissetmem gerektiği hissine kapılıyorum- kat o kadar sessizdi ki anahtarı bükme ve kilidin açılma sesini işittim. Kapıdan adımımı attığımda kızım elinde yeni öğrenmeye başladığı gitarıyla beni karşıladı. “Bugün sana bir beste yaptım anneciğim.” diyordu yeterince coşkulu. Bestekârlık listede yoktu! Kendimi kendime yeten ortamımda buldum.

| Hafsa Fidan VİDİNLİ – Diyanet Dergi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir