Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Kosova

Sevgili Mammamia;

Sana bu satırları Kosova’dan yazıyorum. Gezdiğim yerleri gördüğüm şeyleri neden seninle paylaşıyorum bilmiyorum. Bazı şeyleri sorgulamayı sevmediğimi söylemiştim, her şeyin akla yatkın bir nedeni olmak zorunda değil. Yazıyorum işte sana, okumak istersen diye…  Mammamia ayakların yol verirse Balkanları gez muhakkak -hem bilirsin- orası benim memleketim.
***

-Alo?

-Pasaportun var mıydı senin?

-Evet!

-Seni Kosova’ya yollayalım.

-??

-Tamam, tamam seni arayacaklar.

-??

 

Bu konuşmadan tam iki gün sonra kendimi Kosova uçağında buldum Mammamia. Balkanlara gitmek nasip oldu oldu bir kez daha. Makedonya ve Bosna-Hersek gezilerini ne zaman hatırlasam bende hep çok güzel hisler uyandırır. Şimdiyse Kosova zamanıydı.

Uçağımız Priştina’ya indi. Burada üniversite okuyan daha önce de Türk kolejinde yetişmiş Adje bizi karşıladı. Gezi boyunca bizlere rehberlik edecekmiş aynı zamanda. Bizi yerleşeceğimiz misafirhaneye getirdiklerinde hemen aklımızdaki soruları sorduk. Kosova 2008 yılında Sırbistan’dan ayrılarak tam bağımsızlığını ilan etmiş. Kosova’da 1999 savaşından sonra neredeyse tüm fabrikalar kapanmış. Halen tüm dünya ülkelerince bağımsızlığı kabul edilmediğinden ekonomik olarak gelişme kaydedememiş. Evet Mammamia yine Avrupa’nın göbeğinde yalnız bir ülke. Ne olimpiyatlara ne de Avrupa ve Dünya şampiyonalarına katılma hakları var. Gerisini sen kıyas et. Bu malumatları öğrendikten sonra hava kararmış da olsa kısa bir şehir turu yapmak istedik. İstanbul’un İstiklal Caddesi Priştina’da Rahibe Terresa bulvarı nâmı ile mevcut. Ülkenin en modern yüzü de burası. Sağlı sollu mağazaların konuşlandığı özellikle genç insanların yürüdüğü bu yol Balkanların sulak ve bereketli topraklarının da ispatı. Hepsi Uzun boylu, güzel insanları –senden güzel olmasın Mammamia- seyrederken mankenler geçidine rastlamışlık hissi yaşamak mümkün.

Yatsı namazını kılmak için o caddenin az ilerisinde Fatih Camii adı verilen camiye gittik ki ne görelim; henüz ezan okunmamış ve cami alabildiğine dolu. Kendi aramızda olayı anlamlandırmaya çalışırken içeriden çıkan bir adam bizimle Türkçe konuşmaya başlamaz mı? İstanbul’dan gelip Bayrampaşa’da oturduğumu öğrenince, “Aa iki hafta önce Bayrampaşa Belediye Başkanı buradaydı. Hatta milletvekilleri, eski milli futbolcu Alpay da bizimleydi” diyerek bana fotoğraflarını gösterdi. Meğerse Bayrampaşa’da afişlerini gördüğüm Türkiye tarafından Kosova’da yaptırılacak Mitrovica camii için temel atma törenlerine katılmış bu zâtlar. Cuma namazından sonra toplanan yardımların bizatihi gerçek sahiplerine ulaştığını görmek beni çok sevindirdi.  Ha bir de namaz çıkışı meşhur macchiato ve agora sandwich’lerini tattık ki, akşam ancak bu kadar güzel sonlandırılabilirdi.

2.gün

Asıl gezimiz ikinci gün başladı Mammamia. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıp yola düştük. Bu arada Kosovalılar lahana ve biberi çok seviyorlar, sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar türlü türlü kullanıyorlar. Türkiye’dekinin aynısı sanma yanılırsın. Neyse gezimize geri dönecek olursak, sabahtan ilk işimiz Murat Hüdavendigar Hazretlerinin türbesini ziyaret etmek oldu. 1. Kosova savaşının ardından, muharebe alanını gezerken ölü taklidi yapan bir düşman askerince şehit edilen ve son sözleri “Attan inmeyesüz” olan evliya sultan. Burada Yasinler ve Fatihalar okuduk. Bir arkadaşımızın da Allah Teala’ya içli içli niyazda bulunmasının ardından tekrar yola koyulduk. 1999 yılında baş gösteren Kosova-Sırbistan savaşında şehit edilen o zamanki milis güçlerin komutanı Adem Yashari ve onun ailesinin medfun bulunduğu şehitliği de ziyaret ettik. Kosovalılar savaş esnasında harabeye çevrilmiş Yashari ailesinin evine hiç dokunmamış ve ziyarete açık bırakmış. Sanırım maksat ibret alınması. Ne diyelim, her daim barıştan yana olanlara, savaşı da mecbur kaldığında hak ve adalet ölçüsünde yapanlara “Selam” olsun.

Öğleden önce Gjakova şehrine varıp, burada Türkiye’den gelen müteşebbisler tarafından açılan Mehmet Akif College’i ziyaret ettik. Okul müdürüyle görüşüp, hem Kosova hakkında hem de eğitim ve öğretim hakkında bilgi aldık. Burası henüz ikinci yılına giren yaklaşık 140 öğrencinin öğrenim gördüğü ufak bir okul. Kurulma aşaması da enteresan. Gjakova belediye başkanı Priştina’daki Türk okulunun mezuniyet gecesine misafir olup, okulu çok beğenince ısrarla kendi şehrinde de böyle bir okul açılmasını istemiş. Her türlü bürokratik engelleri kendisi kaldırarak okula özel arsa ve bina tahsis ederek bu okulun açılmasına vesile olmuş. Biz de umarız ki bu ufak okul devasa işler yaparak kimsenin yüzünü kara çıkartmaz. Laf lafı açarken öğrendik ki Kosova halkının çok çok küçük bir kısmı kurban kesebiliyormuş. Kurban arefesinde olduğumuz o günlerde, okulda görevli hocalarımız da bu konuda fakir halka yardım etmek için kurban bağışı topluyorlarmış. Yine kesip dağıtma işini de vazife addetmişler. Aramızda bulunan civanmert bir arkadaş o an kurban fiyatları burada ne kadar hocam diye sordu? 150 euro cevabını alınca, “Değerli arkadaşlar her birimizi 10 euro sadaka niyetiyle versek Kosova halkı için bir kurban olur” deyince bütün pamuk eller cebe gitti. Yaşanan hadise beni çok sevindirdiği gibi belli ki müdür beyi de çok mutlu etmişti.

Yeni durağımız Prizren’di. Prizren’e varır varmaz anladık ki burası bizim topraklara hiç yabancı değil. Yollar, kaldırımlar, evler, insanlar, çocuklar hepsi adeta Türkiye’yi andıran bizi memleketimizde hissettiren şeylerdi. Hele sabahtan öğlene geçen yoğun zaman bizi bayağı acıktırmıştı da Prizren’in meşhur köftecisinden içeri kendimizi attık. 5 euro mukabilinde öyle lezzetli bir tabak geldi ki geziye katılan bütün arkadaşların gözlerine fer damarlarına kan geldi. Türkiye’de emsâli olmayan bu köfteleri Vedat Milor’un Türkiye’de gezip anlattığı Rumeli köftecileri karşılamaz, benden söylemesi.

Yemeğin şükrü mucibince namazlarımızı eda etmek için diyanet tarafından resmi görevli atanan Sinan Paşa Camiine gittik. Kosova’nın en büyük ve güzelliğiyle de en çekici camisi. Vaazların, hutbelerin Türkçe okunduğu bir cami aynı zamanda. Çünkü buradaki halkın hemen hepsi son derece güzel şekilde Türkçe konuşabiliyor. Ha bu arada yanlış anlaşılmasın –imam hatip hocamızla tanıştık- kendisinde Arnavutça, İngilizce, Arapça hepsi mevcut. Gerektiğinde herkese bu dillerde yardımcı olabiliyor.

Prizren’i gezdik, dolaştık, kalesine çıktık, çayını kahvesini içtik, hâsılı çok beğendik. Sıcak ve samimi bir Anadolu şehri hüviyeti bizlere yabancılık çektirmedi. 3. Gün için niyetimiz Makedonya’ya gitmek. Bakalım oralarda neler yaşayacağız Mammamia.

3.gün

Bu sabah erkenden Üsküp yollarına düştük. Yol üzerine öyle şiirler, türküler yazılmış ki edebiyatımızda, insan gezip dolaştıkça, günlerini yollarda harcadıkça anlıyor. “Uzun ince bir yoldayım/ Gidiyorum gündüz gece/ Bilmiyorum ne haldayım/ Gidiyorum gündüz gece” Acaba “Sivas’ın yollarına/ Çıkayım dağlarına” türküsünü yazan, Aşık Veysel’in bu türküsünden mi etkilenmişti. Kim bilir? Yoların uzunluğundan bizde kendimizi türkülere verdik Mammamia. Sarı gelin kara trenlere binmişti ki sonunda biz de Makedonya sınırından geçip Üsküp’e vardık. Mümin bey bizi orada bisikletiyle karşıladı. Balkanlarda gördüğümüz en samimi ve şakacı insandı –ama laubali değil- Beraber bulunduğumuz iki saatten sonra bana kanaatimi sorarsan Mümin bey kesin evliyaullahtan derim! Hani yüzüne baktığında Allah’ı hatırlatanlardan… Sahi Mammamia bana bakınca hiç Allah’ı hatırladığın oldu mu?

Üsküp’e varıp az dinlenince, Cuma namazının da vakti girince, hemen yakınımızdaki Mustafa Paşa Camiine doğru meylettik. Yaklaştıkça mikrofondan dışarıya yayılan ses tanıdıklaştı. Camiye girince anladık, vaiz efendi Türkçe vaaz ediyor. Konunun ortasından giriş yapmıştık. “Habil ile Kabil’in kurbanlarından Habil’inki kabul edilmiş, Kabil’inki kabul edilmemişti. Gururu kabaran, içi iyice hasetle dolan Kabil nasıl olur da “Benim” kurbanım kabul edilmez de kardeşiminki kabul edilir diye düşünüyordu. Kardeşine seni öldüreceğim dedi ve neticede onu öldürdü. Dünyadaki ilk cinayet işlenmişti. Kardeşinin cesediyle ortada kalan o kendini beğenmiş Kabil pişman olmuş ne yapacağını düşünüyor, çaresizliğine acıyordu. Tam o sırada bir karganın diğer bir kargayı toprağa gömdüğünü gördü. Yazıklar olsun dedi kendi kendine. Şu hayvan kadar olamadın… Muhterem cemaat, ben Türkiye’de çok duyuyordum bu kibirli sesleri. Buraya gelince de çokça şahit oldum, üzüldüm. Hele bi söz var ki çok meşhur. Sen Kimsin Ya? Sen Kimsin? Bu söz bana hep hocamın şu Arapça mısralarını hatırlatır. Tercümesini söyleyeyim. Kendini beğenmişlere öyle taaccüp ederim ki/ Kendisi iki idrar deliğinden dünyaya gelmiştir. Sen Kimsin? diye böbürlenenlere demek istiyorum ki sen babandan çıkan iki damla sudan ibaretsin. Bu kadarsın işte. Allah bunu Kuran-ı Kerim’de söylediği için kusura bakmayın bende utanmadan söylüyorum.” Böyle bir vaaza denk gelmiştim işte. Demek insan kendi memleketinden çok uzak da olsa Allah insanın karşısına adeta ona özel söylenmiş hissine kapılacağı nasihatler dinletiyor. ‘Din nasihattir’ buyuran İslam dininin yüce Peygamberine “Selam” olsun. Anlıyorsun beni değil mi Mammamia?.

Cuma namazı sonrası Üsküp sokaklarını arşınlamaya başladık. Önce çarşıda Üsküp’e özgü köftelerden yedik. Hemen ardına Üsküp’e özgü tatlıdan da yedik ki değme keyfimize. Ama o kadar yol yürümek için enerji şart. Osmanlı’dan kalma camileri ve kaleyi gezdikten sonra nehrin ikiye böldüğü Makedonya’nın karşı yakasına geçtik. Her adımda devasa heykellerle karşılaşırken, caddelerin süslenmesi, insanların giyimi kuşamı,  daha Avrupâi Makedonya’nın bu yakada olduğunu gösteriyordu. Yolları tek tek adımlayıp, ufak tefek hediyeler de aldıktan sonra o akşam Milli Takım’ın futbol maçını izlemek için bir kafeye oturuverdik. Maç başlamadan çekirdekleri alıp, yan masalar ikram edince yine maç başlamadan taze kavrulmuş fıstık ve baklavaların masamıza ikram edildiğini görmek Üsküp insanının cömertliğine işaretti.  Maç başlayıp Milli Takımda işler yolunda gitmeyince, gördük maç bahane muhabbet şahaneymiş. Çaylar dolup boşalırken vakit de hızlıca geçip gitmiş artık Kosova’ya dönme vakti gelmişti. Makedonya’yla daha uzun bi vakitte buluşmak niyetiyle sözleştik. –Beraber de gidelim Mammamia olmaz mı?- Hâsılı bu akşam gezimizin de son akşamıydı. Yarın sabah uçağıyla Türkiye’ye döneceğiz. Her ayrılık, içinde bir hüzün barındırır. Attila İlhan’ın da dediği gibi çünkü “Ayrılanlar hâlâ sevgili”.

Sağlıcakla kal Mammamia.

| Rumuz: Feyz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir