Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Mizah Herkesin Hakkı (Kerem Abadi )

 Kerem Abadi  : Mizah Herkesin Hakkı                                                           

 

Ağabey şimdi hala Cafcaf’ın ne olduğunu, misyonunu ve nasıl çıktığının hikâyesini bilmeyenler olabilir. Bunların cevaplarını alabilir miyiz? Siz kimsiniz, ne için varsınız, nasıl kuruldunuz?

Cafcaf Mizah Dergisi kültür sanat camiasının yakından tanıdığı bir isim olan Asım Gültekin’in öncülüğünde doğdu ve eğitim camiasının önemli isimlerinden Erhan Erken’in desteğiyle Küresel İletişim Merkezi’nin çatısı altında günümüze kadar geldi. Geldi derken, biz büyük bir aileyiz. Cafcaf dergisinin kadrosundaki herkesin bunda emeği vardır.

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yayınlanan mizah dergisidir. Genel yayın danışmanı Asım Gültekin’dir. Yazı işleri müdürlüğünü dört yıl boyunca derginin en sevilen çizeri Yusuf Selman Kot yürütmüştür. 2011 yılı itibariyle derginin aynı zamanda site editörü olan ben bu göreve getirildim.

Bünyesinde akademisyenden tiyatro sanatçısına, senaristten lise öğrencisine, tıp doktorundan tezgâhtara, mühendisten çaycısına varana değin çeşitli meslek gruplarından mizah severi barındıran dergi “temiz mizah” anlayışıyla yediden yetmişe her yaştan kişiye hitap etmekte.

Kadrosunda bu kadar çeşitliliği barındıran Cafcaf “mizah herkesin hakkı” diyor. Yani bizim öz kültürümüze ve insanımıza değer vermeyen ve aşağılayan kişilerin tekelinde değildir mizah yapmak, diyoruz.

Cafcaf Mizah Dergisi’nin internet sitesi www.cafcafdergisi.net ise Türkiye’de her gün güncellenen tek mizah dergisi sitesi. Sitemize her gün hem dergi arşivinden hem de yeni çalışmalar yayınlanmakta. Şimdilik günde ortalama 2.500 kişi sitemizi ziyaret ediyor. Sosyal medya mecralarında ise 80 bini aşkın genç Cafcaf’ı takip ediyor.

Bir mizah dergisi insanlara ne katabilir?

Hayat çok karmaşık. Neler olup bittiğini anlamadan başka şeyler olup bitiyor. Zaman hızla akıp geçiyor ve bitiyor. Kişinin zamanı bitene kadarki süre zarfı içinde merakı bitmiyor. Hakeza zamanın bittiğinden sonrasına da merakımız büyük. İnsanoğlu yaratılış gereği meraklı. Bu merak insanı bir şeyler yapmaya da itebiliyor.  Mizah ise farklı noktalardan izaha kalkışıyor. Göründüğü gibi olmayabilir her şey. Yahut kelimelerin yetmediği yerde bir tek kelimenin üzerine apartman inşa etmekti mizah.

Birkaç basit çizgiyle kitaplar dolusu şey anlatmaktır yerine göre de. Mizah günümüzün tabiriyle “vizyon” kazandırır, kişinin ufkunu genişletir.

Cafcaf’ın neler kattığını sorsak size?

Cafcaf’ın bir kaygıdan dolayı yola çıktı. Türkiye’de her sene 15 milyon genç mizah dergilerini satın alıyor. Ülkemizde dünyanın aksine mizah dergileri metinlerle dolu değil, ağırlık çizgi ve karikatürde. Görselliğe dayalı olmamızın sebebi ise düşük eğitim seviyemiz ve/veya yetersiz yüksek eğitimimiz veyahut içi boş bireyler yetiştirmeye “meraklı” çağdaş ülkemiz. Avrupa mizahında argo en çok Balkan ülkelerinde görülürken Türkiye açık arayla onları geçmiş durumda. Öyle ki artık argo halkın arasından ve sokaktan çıkmış doğrudan küfür ve hakaret şeklini almış.

Cafcaf “temiz mizah” anlayışıyla hareket ederek bu ülkenin insanına, bu toprakların kültürüne ve değerlerine küfür eden onları her fırsatta aşağılayan ve hakarete tabi tutan bu dergilere Müslüman’ın cevabı olarak çıktı. Bir diğer sloganımız da “yanlı mizah”. Tarihimize bakacak olursak 8/10 yılda bir bu minvalde bir mizah dergisinin çıktığını görüyoruz. İnşallah Cafcaf yolunda devam edecek.

Öncelikle belirteyim; Cafcaf dini mizah dergisi değildir. İslami mizah dergisi de değildir. Cafcaf Müslümanca mizah yapma gayreti içinde bir dergi. Mizah severlerin dikkatini çekerken aynı zamanda onlara değerli bir şeyler de verebilir miyiz, düşüncesiyle her sayımızı çıkartıyoruz. Hemen her sayıda elimizden geldiğince bu noktada derginin “temiz” içeriğine “yanlı” bir perspektif katıyoruz.

Peki, Müslüman bir toplumda bu kadar çok bel altı mizah dergisinin tirajının yüksek olmasının nedenleri nelerdir sizce?

Soruyu bu şekilde sormanın bir sebebi var. Yani “Müslüman bir toplumda” diye başlayıp menfi olan soru kısmını devam ettirmenin… Bunun sebebi “muhafazakarlık”. Ülkemizde bilhassa askeri darbeler sürecinde her seferinde tekrar inşa edilen bir kurum bu “muhafazakârlık”. Okullardan, camilere, fabrikalara, mahalle kıraathanelerine kadar her ihtilal döneminde tekrar yapılandırılıp, güçlendirilip beynimize çakılan bir mefhum bu. Öyle ki Müslümanlar bile muhafazakâr olduklarına inanmışlar. Çünkü buna insanları inandırma ilkokuldan itibaren başlıyor ve hayatımızın her anında devam ediyor. Cinselliği suiistimal eden mizah dergileri ve/veya öz değerlerimize hakaret eden mizah dergileri neden Müslüman bir toplumda çok satıyor, diye sormayalım. O kısmındaki Müslüman kelimesini çıkartıp öyle soralım. Cevabım basit: Ne kadar çok cahillik o kadar çok primitivism. Yani bayağılık, bir bakıma anadan üryanlık.

Müslümanların yıllarca mizaha uzak kalması yönünde ki görüşleriniz neler? Bu alanda başarılı olamamamızın nedenleri neler olabilir?

Sadece mizahtan mı?

Her geçen yıl modernleşip kapitalistleşen bir ülkeyiz. Birkaç sene öncesini bile beğenmiyoruz. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bu ülkede “Beyaz Türkler”in haricinde kalanlar fakirlik ve yokluk çektiler. Sonraları ise orta halli olduğumuza inandırıldık. Öte yandan bir eğitim furyasıdır, diplomalı iş bulmadır gidiyor. Kendimizi bu kapitalist dünyaya o kadar çok kaptırmışız ki sanattan uzak kalmışız. Solu da sağı da sevmeyen fakat İslam’ı daha da bir sevmeyen rejimimiz ise Müslümanları bayağılaştırıp sağın içine tıkmış ve bizlere şunu empoze etmiş: “Sanat Müslüman’a göre değil. Hep gâvur icadı!” Biz de afiyetle yemişiz. Üzerine de yıllardır su içiyoruz hazmedelim diye.

Bu ülkenin insanları geleneksel sanatlarından koptukça tüm güzel sanatlardan uzaklaştılar. Tanımadıkları kendilerine yabancı olanlara dahi. Müslüman sanattan uzak kaldıkça kendini ifade edebileceği şekil ve şimalini de kaybetti. Sadece Türkiye’de değil. Tüm dünyada Müslüman adam batılı kafasına göre “barbar”dır. Sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada göze/dişe dokunur nam salmış Müslüman sanatçılar çok çok azdır. Az olmalarının sebebi sanatı işe yaramaz, karın doyurmaz olarak görmemiz. Yoksa “günah” olduğu için değil. Dünya İslam tarihi sanat eserleriyle dolu. Üstelik güzel sanatların tüm alanlarında.

 -Eleştiri düsturlarınız nelerdir Cafcaf dergisi olarak?

Cafcaf eleştiride sınır tanımıyor. Her şeyi eleştirebiliriz. Yazar ve çizerlerimiz hiçbir konuda kollarını bağlı hissetmiyorlar. Eleştiride sadece kalite arıyoruz. Kalitesiz eleştirileri diğer dergiler ve gazeteler yapıyor, bu bizim işimiz değil. Cafcaf hiç hükümeti eleştirmiyor, diyenler oluyor. Geçtiğimiz aylarda bir yüksek lisans öğrencisi tezi için hiç acaba Hükümeti eleştirip eleştirmediğimizi sordu. Kendisine 65 kadar karikatür yolladım. Çok şaşırdı. Herhalde hayvan şeklinde Başbakan, cadı şeklinde kadın milletvekili falan çizmediğimiz için bizi “hükümet yandaşı” olarak düşünüyordu. Cafcaf tüm siyasi partilere herkesin baktığı gözlükle bakmıyor. “Siyasi gözlük” güvensiz bir gözlük türüdür bu. Genelde olduğundan renkli veya bulanık gösterir.  Biz doğru söz söyleyen ve doğru hareket eden herkesi desteklemek yanlış olan her kişi ve kurumu yaptığı yanlışla (m)izah etmek isteriz okurlarımıza. Buna çabalıyoruz.

Hiç korkarak bir şeyler yaptığınız oldu mu ya da bunu yaparsak şöyle şöyle tepkiler alırız diyerek yapmaktan kaçtığınız, çekindiğiniz?

Hiç korkmadık şimdiye kadar. Yani neden korkalım ki? Hep inandığımız şeyi yaptık. İnanmadığımız şeyleri yapmadık. Yani korkarak yapmadıklarımız oldu. Korkarak yaptıklarımız olmadı inşallah.

Bir keresinde kapağımıza Adnan Oktar’ın TV programını taşıyacaktık. Fakat masa başında o değil de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oturacaktı. Misafirleri de o esnada ülke gündeminde olan kişiler olacaktı. Onlardan biri Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım olacaktı. İşte bu kapağı yapmaktan çekindik. Kapaktaki espriden yahut kapakta Başbakan’ın (yine) olmasından değil. Aziz Yıldırım’ı seven yahut sevmeyen Fenerbahçe taraftarları çok alakasız bir kelebek etkisiyle bize zarar vermesinden çekindik. Ve buna güldük.

Bir çizer: “Mizah güçlüye çizilir, güçlüyü sıradanlaştırmak için çizilir.” demişti. Sizce her güçlü yanlış veya zalim midir? Her güçlüyü eleştirmek mizah mı oluyor? 

Bir kimse “güçlü” olarak anılıyorsa bunu güçsüz hisseden biri söylemiştir. Böyle olduğuna inanırız. Fakat genelde o bir kimsenin dışındakiler “güçsüz” sayılsın diye birileri o kimseye “güçlü” unvanını vermiştir. E, tüm bunlar da yeterince mizah malzemesidir zaten.

Söyleşi:Abdurrahman Halil Oğuz / Gençdoku Aralık 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir