Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Nurettin Topçu’da Ahlak (Müslim Coşkun)

Ahlak kelimesi bir kavram olarak; insanın yaradılışından gelen ve toplum içinde yaşanarak elde edilen hususiyetler ile Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniye’de sınırları çizilen, insanların iyiliğini ve mutluluğunu hedef alan kaidelerin hayata geçirilmesiyle kazanılan güzel davranışların bütünüdür. Toplumsal hayatın merkezinde ahlak kavramı yer alır ve toplumu iyiye, güzel olana doğru yönlendirir. Bir toplumun sağlıklı bir yapıda olup olmadığı, ahlak kavramına verdiği değerle ölçülebilir. Toplumu oluşturan insanlar için ahlak, yaşanılabilir bir kavram olarak önem arz ediyorsa, o toplum için endişe duymak yersiz olur. Müslümanlardan müteşekkil toplum hayatında yüksek bir ahlak anlayışının yerleşmiş olması olağan bir durumdur. Şayet aksi bir durum varsa, esas şaşırtıcı olan budur. Ne yazıktır ki, bugün şaşırıyoruz. Müslüman Türk toplumunda gelinen yer itibariyle ahlakın, toplum hayatının merkezinden hızla uzaklaştığına şahitlik ediyoruz. “Ahlak dinin temelidir” anlayışına mensup bir toplumda, ahlak kavramının içinin boşaltılması, sıradan bir kavrama dönüştürülmesi, tehlikenin boyutlarına dair sanırım bir fikir verebilir. Toplumsal hayatta ortaya çıkan çarpıklıklar, çelişkiler, buhranlar ahlaki yozlaşmanın geldiği noktayı işaret etmektedir. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diye buyuran Hz. Peygamber’e inanan insanların bugün ahlak konusunda bir yetersizlik ortaya koyması anlaşılır bir durum değildir.

İnsan olarak yaptığımız işlerde, kurduğumuz ilişkilerde, bulunduğumuz makamlarda “Titizlik ahlakın ta kendisidir” diyerek, bir ahlak mücadelesi yapabiliyorsak, yaşadığımız hayatı anlamlı hale getirebiliriz. Biliyorum, insan kalmanın zor olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Kendinizi, yanında güvende hissedeceğiniz ahlaklı, erdemli insanların sayısı gittikçe azalıyor. “Ahlak, başkasına ilahi nazarla bakmaktır” anlayışının yerini, hepimizden oluşan büyük bir kem göz almıştır. Dahası ‘ahlak abidesi’ büyüklerin aradan çekildiği, gölgesinde serinleyeceğimiz bir büyüğün kalmadığı bir dönemden geçiyoruz. Elde edilen mevkiler ve kazanılan dünyevi imkânlar dolayısıyla bir kırılma süreci yaşıyoruz. Sahip olunan güzel hasletler ortadan kalkıyor. Bu hasletlerin başında da ahlak gelmektedir. “Güneşin buzu eritmesi gibi, ahlak da günahları eritir” buyuran Peygamber Efendimiz, bugün geldikleri yer dolayısıyla şaşıran, ahlaki değerleri terk edenler için önemli bir ikazda bulunuyor. Tabi ki anlayanlar için…

Ahlaklı insan, hürmette kusur göstermeyen, saygı ve sevgi dengesini iyi kurabilen, nezaket kurallarına riayet eden insandır. Merhametli olabilmek ahlaklı insanların erdemlerindendir. Ahlaklı insanların sözünün geçtiği yerde haksızlıktan söz edilmez, hizmet ön planda olur. Böylece o yerde adalet tecelli eder. Bu da ahlakın derecesini ortaya koyar. Sonuçta, toplum hayatını düzene koyacak, ileriye taşıyacak olan şey, söz sahibi insanların yüksek bir ahlaki yapıya sahip olmalarıyla mümkündür. Modern dünya bir ahlak bunalımı yaşıyor. Müslüman dünya da bundan payına düşeni alıyor. Dünyaya ait olana bir emanet gözüyle değil de, bir mülkiyet duygusuyla yaklaşan insanın yaşadığı trajedi var orta yerde. Kurtuluş, insanın fıtratında var olan ahlaki değerleri yeniden kuşanmasından geçiyor. Siyasette, sanatta, edebiyatta, ticarette ve hayatın her alanında neyle meşgul isek, yaptığımız işin merkezine ahlakı yerleştirebiliyorsak, yaşadığımız topluma bir değer katmış oluruz. Böylece yaşadığımız hayat anlamlı hale gelir. Çözümün adresi aslında açık: Yeniden Kur’an ahlakına dönmek ve yeni bir ahlak nizamı kurmak…

Ahlak kavramından söz açılacaksa, Nurettin Topçu ismini zikretmemek eksiklik olur. Ahlak kavramı söz konusu olduğunda, Türkiye’de akla gelen isimlerin başında Nurettin Topçu Üstadımız gelir. Topçu, ahlak kavramıyla bütünleşmiş bir şahsiyettir. Ondan sadır olan Hareket fikriyatının merkezinde ahlak kavramı önemli bir yerde durmaktadır. Toplum hayatında olumlu manada iz bırakan, düşünce dünyamızda yeni ufuklar açan Nurettin Topçu, hayatı boyunca bir ahlak mücadelesi vermiştir. “Yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, fakat gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacak” idealini besleyecek bir neslin yetişmesini arzulayan Topçu’nun, bugünden bakıldığında ne denli mühim bir iş yaptığı daha iyi görülecektir. “Topçu, bütün hayatı boyunca ahlak konusunda en çok metin kaleme alan ve bu sahadaki vurguları bütün hayatı boyunca ısrarla sürdüren kişi olmalıdır” diyen Prof. Dr. İsmail Kara, onun ahlak kavramıyla yakın ve yoğun mesaisine işaret eder.
Topçu’nun ahlak anlayışı, isyan ahlakını da içinde barındırır. Bu isyan hali tamamen haksızlıklar karşısında ortaya çıkmıştır. Gücü elinde bulunduranlar tarafından ezilen Anadolu insanının maruz kaldığı durum, Topçu’daki “isyan ahlakı”nın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu anlayış, kin duygusundan değil, hak ve adalet duygusundan kaynaklanmaktadır. İsyan Ahlakı kitabında geçen “Ahlaki vasfını taşıyan her hareket, bizim tarafımızdan bir anarşizm hareketi, ilahi irade karşısında ise bir itaattir”, “Bir hareket ancak kendi içerisinde başkaldırdığı bir nizama karşılık yeni ve zorunlu olarak daha üstün bir nizamın taşıyorsa isyan adını alabilir” gibi özlü cümleler, Topçu’nun fikriyatını özetler mahiyettedir.

İsmail Kara, “Topçu meselelere esas itibariyle ahlak üzerinden yaklaşır. Hem felsefi bakımdan hem de ferdi ve içtimai yapı itibariyle ahlak meselesi merkezdedir. Düşüncesinin temel kavramları olan hareket, irade, isyan felsefesi olduğu kadar ahlaki ve tasavvufi kavramlardır” der. Bu görüş, Topçu’yu Cumhuriyet dönemi aydınlardan farklı bir yere koyuyor. Yaşadığı topluma yabancı olmayan, toplumda ortaya çıkan hastalıkların tedavisi için gerekli çabayı ortaya koyan Topçu; hareket, irade, isyan, ahlak ve tasavvufi kavramlar üzerine bina ettiği düşünce yapısıyla farklı bir yol izlemiştir. Bu yol Batı medeniyetiyle hesaplaşmayı göze alan, yerine İslam ahlakına dayanan yerli bir medeniyetin yeniden vücut bulmasını amaçlayan bir yoldur. Adına “Hareket Felsefesi” dediğimiz bu yol, Nurettin Topçu’nun Müslüman Türk milleti için tasavvurlarını içeren bir çizgi olarak düşünce tarihimizdeki yerini almıştır.

Topçu, eserlerinde iş ahlakı üzerinde de durmuş, iş hayatının bir ahlaki temele dayanarak bir düzene gireceğini savunmuştur. İnsanları ezen, patronun insafına terk eden büyük fabrika düzeni yerine, daha küçük ölçekli işletmelerle alın terinin sömürülmesine müsaade etmeyecek bir yapının kurulmasını teklif etmiştir. Geçmişte ahlak temelleri üzerinden yükselen iktisadi hayatta esnaf, tüccar ve köylü yaptığı ekonomik faaliyetleri ahlaktan soyutlamamıştı. Günümüzde ise küçüğünden büyüğüne herkes kazanç hırsına kapılmış durumda ve kimsenin gözü ahlak kurallarını görmüyor. Nurettin Topçu, Avrupa’da kaldığı süre içinde Batı toplumundaki ahlaki hastalıkları yakından müşahede etme imkânı buldu. Böylece Türk toplumunu nasıl bir tehlikenin beklediğini gördü ve her alanda olduğu gibi iktisadi hayatta da ahlaki kaidelerin temel teşkil etmesini ısrarla savundu. Türkiye’nin Maarif Davası isimli eserinde şöyle der: “Yarının dünyası mutlaka ahlaka bağlı bir ekonomi sistemi üzerine kurulacaktır. Yarın için ekmeğini alın teriyle kazanan, helal lokma ağzına koyan bir insanlığın temellerini kurmalıyız.”

Bugün Türkiye’nin iktisadi hayatında ortaya çıkan hastalıklar, ahlak temelinden yoksun olduğu için artarak devam ediyor. Yaklaşık yarım asır önce hastalığı teşhis eden ve tedavisini öneren Nurettin Topçu’nun durduğu yer şimdi daha anlamlı hale geliyor. Nurettin Topçu, ahlakın temeline emeği koyar. Kendi emeğiyle geçinen insanı önemser, öne çıkarır: “Kendi emeğiyle yaşamayı dini bir temel olarak tanıyan adam hangi zorbalığı yapabilir?” (Hareket Ahlakı).
İslam’ı bir “zenginleşme” davası olarak görenlere ise itiraz eder. Topçu’ya göre İslam bir “zenginleşme” davası değil, öncelikle bir hak ve adalet davası olduğu gibi, bir kul hakkı ve ahlak davasıdır da. Günümüzde İslam’ı hak, adalet ve ahlaktan soyutlayarak onu kapitalist sistemle bir arada gösterme eğilimi, bir “Müslüman burjuva”laşma olarak kendini gösterdi. Bunu da “sermayenin dini, imanı olmaz” diyerek meşrulaştırdılar. Topçu’nun İslam’ı bir “zenginleşme” davası olarak görenlere karşı itirazında ne kadar haklı olduğu, bugünkü yaşananlar dikkate alındığında daha iyi anlaşılacaktır. Topçu, toplumda kul hakkını önemseyen, adalete dayalı bir sistemin kurulmasında ana unsur olarak ahlak kavramına işaret eder: “Aynı zamanda bir ahlak eğitimine kuvvetle başlamak lazımdır. Devrimiz makine gıcırtısının ahlak ilahilerini susturduğu devirdir.” (İktisadi ve İçtimai Nizam). Dolayısıyla Topçu’da ortaya çıkan ahlak, maddi varlığımızla birlikte manevi varlığımızı da kurtaracak bir ahlak anlayışıdır. Bu da dünyayı makinenin tasallutundan kurtarıp insan merkezli hale getirmekle mümkündür. Yarınki Türkiye isimli eserinde şöye der: “İktisadi sistemimiz, halkın bütün içtimai ihtiyaçlarını karşılayan ve her ferdi iş ahlakıyla seferber eden ruhçu sosyalist sistemdir.” Nurettin Topçu, yerli bir düşünür olarak yaşadığı toprakların ruhunu yansıtmıştır. Ondaki sosyalizm yani Anadoluculuk fikri, bu yerli ruhun işaretidir. Bu kavram dolayısıyla haksız eleştirilere maruz kalan Topçu, din dışı gösterilecek derecede haksızlığa uğramıştır. Üstelik “Bizim sosyalizmimiz İslam’ın ta kendisidir” demesine rağmen.

“Kur’an harikası olan ilahi ahlak, İslam diyarında çoktan gömülmüştür” diyen Topçu, bir ahlak mücadelesi başlatmış, ahlak kavramına verdiği önemi her vesileyle ortaya koymuş, bu kavramın toplumda yeniden karşılık bulması için büyük bir gayretin içinde olmuştur. Sorbon Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezinin konusu ahlak felsefesidir. Bu da Topçu’nun daha işin başında nasıl bir yola girdiğinin ve neye talip olduğunun göstergesidir. Bir ahlak felsefecisi olan Topçu, felsefeye önem vermiş, Kur’an’ın daha iyi anlaşılmasında felsefeye duyulan ihtiyacı belirmiştir: “Felsefe olmazsa Büyük Kitabı hakkıyla anlayamazsınız, sadece ezberlersiniz. Kur’an Allah’ın kitabı, felsefe ise bizim onu anlayacak olan şahsiyetimizin örgüsüdür.”

Topçu, Paris dönüşü manevi dünyamızın önderlerinden Abdülaziz Bekkine Hazretleri’ni arkadaşı Sırrı Bey vasıtasıyla ziyaretinin ardından ona intisap etti. Yaşamı boyunca ona bağlı kaldı. Bekkine Hazretleri, Topçu’nun manevi dünyasını besleyen önemli bir isimdir ve bunun izlerini Topçu’nun yaşamında, düşünce yapısında görmek mümkündür.
Nurettin Topçu bugüne kadar ihmal edilmiş, unutulmuş ya da unutturulmuş bir İslam düşünürdür. Yarım asır önce ortaya koyduğu düşünceler, yaşadığımız çağa hâlâ cevap verme özelliği taşıyor. Dolayısıyla toplumsal hayatın giderek bozulduğu Türkiye’de, onun ahlak temelli fikirlerinin insanlardan adeta kaçırılmış olması, oldukça manidardır. Bugün toplumda ahlaki zafiyetten dolayı oluşan vahim tablo, Nurettin Topçu ismini sıkça zikretmemizi gerektirecek türdendir. Son dönemde yeniden hatırlanan Topçu, hayatın her alanında eksikliği hissedilen ahlak kurallarını bize yeniden hatırlatan kıymetli bir isimdir. Bu bakımdan Nurettin Topçu fikriyatı, mutlaka genç nesillere aktarılmalıdır.

Müslim Coşkun / Gençdoku 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir