Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Rızâ-i İlâhî’ye Adanmış Bir Ömür: Necmettin Erbakan

Cenab-ı Hakk’ın derin imanına ve dîn-i mübîn-i İslâm’ı hayatlara nakşetmek için gösterdiği samimi gayretine binaen görüşüne ferâset, ömrüne bereket ihsan ettiği yüce şahsiyetlerden biri de hiç şüphesiz merhum Necmettin Erbakan hocamızdır.

Yaptıkları ile bir ömre sığmayacak olan cihâdı, ömrünün, Allah zül celal tarafından bereketlendirildiğinin en büyük göstergesidir.

Hocamızın hayatı boyunca tek gayesi, Rabbine hakkıyla kul , Peygamberine layıkıyla ümmet olabilmekti. Küçüklüğünden almış olduğu İslami ahlak, İslami ilimlere olan vukufiyeti ve Cenab-ı Allah’ın kendisine bahşettiği keskin zekası ile o, daha en başından İslam’ın ve Müslümanlığın namaz kılmak, Kur’an okumak, tesbih çekmekten ibaret olmadığının farkına varmıştı. İslam, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıydı ve öyle olabilmesi için de dinin bizatihi hayata nüfuz etmesi gerekiyordu aksi halde Eyyub el – Ensari hazretlerinin evinden binlerce kilometre ötesinde İstanbul’da ne işi vardı?

Erbakan hocamız, cihat kelimesinin, Kur’an nizamının kurulması ve yürütülmesi için var gücüyle çalışılması demek olduğunu kavramıştı. Hayatın iman ve cihattan meydana geldiğine ve bu iki değere kim sahip olursa zaferi onun kazanacağına inanmıştı. Artık daha fazla duramazdı, namaz kılan kölelerden olmayacaktı! Kandan, gözyaşından, sömürüden beslenen bir dünya düzeniyle bu iş olmazdı ve hak düzeni hakim kılmanın yolunun siyaset arenasından geçeceğini biliyordu. Vatanı için, milleti için, Müslümanlar için tüm dünya için hayalleri ve projeleri vardı. Çoğu için ütopik gelen bu projelerin kaynağında Erbakan hocamızın hayalleri vardı. Çünkü o, her şeyin hayal ile başladığına, bunun temelinde inanç yattığına ve inandıktan sonra tüm bu hayallerin başarılacağına inanıyordu. Çok zorlu, çetin yollar vardı önünde. Kurduğu hayallerini faaliyete geçirmesini istemeyen içten ve dıştan düşmanları vardı. Tüm mesele Türkiye’nin şeftali yerine motor üretmeye kalkmasıydı, Türkiye’nin tam bağımsız bir ülke olması istenmiyordu. Erbakan hocayı siyaset arenasından silmek için türlü oyunlara ve engellemelere başvuruldu. Bütün bu engellemelere ve alıkoyulmalara rağmen Erbakan hocamız hiç bir zaman ye’se kapılmamıştı. Çünkü İman varsa imkan da vardı. ”Bize düşen gayret etmektir. Onlar nasıl ki iki bin yıldan beri bâtıl davaları için çalıştılarsa, biz de onlardan daha büyük bir gayretle, cihat şuuruyla bütün insanlığın saadeti için canla başla çalışmak zorundayız” diyordu.

Hocamızın çektiği sıkıntı ve acıları gören bazı kimseler; ”Bu dünyayı sen mi kurtaracaksın, otur Kur’an’ını oku , sana karışan mı var?” diyorlardı. Fakat Cenab-ı hak yüce kitabında Müslümanlara kalkıp cihat etmesini emrediyordu. Müslümanım diyen birisi köşesine çekilip ruhban hayatı yaşayamazdı. Ayrıca kendi nazarında, hakkın tesisi için çalışmamakla bâtılın hakimiyeti için çalışmak arasında fark yoktu. Kendisini bu konuda eleştirenlere; ”Namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir. Biz siyaset değil cihat yapıyoruz!” diye karşılık veriyordu. Siyasetin kaygan zemini Erbakan hocamızın ayaklarını kaydıramamıştı. Çünkü ayaklarını yere sağlam basıyordu, siyaset sahnesinde bulunmasının amacını, hayallerini ve projelerini aklına mıh gibi kazımıştı. Siyaset Erbakan hocamızı bozamamıştı, kulluğuna bir zarar verememişti. Erbakan hocamız, Allah’ına kul olamayan birinin davasına er olamayacağını biliyordu ve bu yüzden kendisi ile Rabbi arasına girecek hiç bir şeye müsaade etmiyordu.

Hayatı boyunca çok çalıştı hakkın tesisi için büyük mücadeleler verdi. Bu davaya ömrünü adadı. Siyonizmin, Emperyalizmin düşmanı, Filistin’deki , Kıbrıs’taki kardeşlerimizin, mazlumların umudu oldu. Dünyada o kadar İslam alimi, hoca varken Müslümanlara cihatı , İslam birliğini anlatan o oldu. Türkiye’nin kendi başına yeten bir ülke olabilmesi için varını yoğunu ortaya koydu. Hayatının son anlarına kadar hak bildiği davasını savunmaktan vazgeçmedi. Tek derdi rızâ-i ilâhî idi. Bu dünyadan göçtükten sonra da malıyla, canıyla cihat eden bir Müslüman olarak anılmak istiyordu.

Kısa ama bir o kadar bereketli olan ömründe yaptıklarını ise şöyle özetliyordu: ”Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım…”

Allah kendisinden razı olsun. Kabrini nur eylesin. Bizi de bu hak davanın neferlerinden eylesin. Amin.

| Onur Zoroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir