Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Şehirlerin Anasına Yolculuk

Yoğun olarak çalıştığım yüksek öğretime geçiş sınavına az kalmıştı. Bu sırada aldığım sevindirici bir haber beni çalışmaya daha çok iştahlandırmıştı. Babam eğer sınavda başarılı olursam hayaliyle yatıp kalktığım Mekke ve Medine’ye götürecekti beni. Ve umduğum oldu; sınavı kazanmıştım. Kısa bir zaman sonra nihayet Mekke ve Medine’ye, o kutsal iki beldeye yolculuk zamanı gelmişti. Hazırlıklar tamamlandı. Dost, akraba, komşu kim varsa helallik istendi. Şimdi bize düşen sadece uçağın kalkış saatini beklemekti. Saat 09:00 da Antalya Havaalanı’nda idik. Rehberimiz eşliğinde kafile yavaş yavaş uçaktaki yerlerini aldı. Ben de ilk kez uçağa binecek olmamın verdiğin merak ve korku ile  cam kenarındaki koltuğuma oturdum. 11.30’da uçağın kalkış hazırlıklarının  tamamlanmasıyla  ilk kalkış gerçekleşti. Uçak göğü yararak gökyüzünün o muhteşem maviliğine doğru ilerlerken camdan izlediğim manzara tarif edilemezdi. Yavaş yavaş küçülen Antalya rengarenk ışıklarıyla  bütün güzellikleri kendisinde toplamış, ışıkların atmosfere yaydığı  hafif aydınlıkta görünen deniz bir o kadar etkileyici hale gelmişti. Ruhum bu manzaranın içinde dolaşırken uçağın hızla yükselmesi beni kendime getirdi. En keyifli gece yolculuklarımdan birini yaptım. Medine’ye ulaştığımızda camdan gördüğüm manzara hayatımda gördüğüm en güzel manzaraydı. O anda dilimden şu kelimeler dökülmüştü:  ‘Yıldızların yerde parladığı şehirdir Medine’  Yaklaşık üç saat süren yolculuğumuz uçağımızın Prince Abdul Majeed Havaalanı’na iniş yapmasıyla sona erdi. Havaalanına gelen otobüslerimizle otelimize gittik eşyalarımızı bir an önce yerleştirdik. Bunun ardından Mescidi  Nebevi’de kılınan sabah namazına yetişmek için hızlı hızlı adımlarla yürüdüğümüz Medine sokaklarında burnumuza gül bahçesinden geçermişçesine gül kokuları geliyordu .Mescidi Nebevi’yi gördüğüm anda iliklerime kadar  hissettiğim titremenin ardından kalbimi bir huzur sarmıştı. Özlemiyle hayallerini kurduğum mescidini nebevi yeşil kubbesiyle, minareleriyle  tam karşımdaydı Bu hayal mi? sorusu gezinirken aklımın sokaklarında,’ Allahu Ekber’ diyerek çoktan ezana başlamıştı imam. Sonra kendi kendime evet dedim Allah büyüktür her şeye kadirdir, hayalleri gerçeğe çeviren de şüphesiz O’dur. Huşu içinde kıldığımız sabah namazının ardından Yeşil Kubbe’nin karşısına, Peygamber Efendimizin sav huzuruna gelip selam verdik. Yüreğimden gelen duygularımı elime koyup  Rabbime dua ettim; ecdadımızın Mescidi nebevi’nin inşasına önem vermiş olmasını bilmek onlara olan minnet duygumu canlandırmış duamda onlar içinde yer ayırmama neden olmuştu. Bu duygular eşliğinde etrafa bakarken dikkatimi çeken şeylerden biri de bütün  kafilelerin kendi içinde aynı renkleri giymiş olmasıydı. Bunun nedeni kafile içerisinden birisi kaybolduğu zaman  bu renklerle birbirlerini kolayca bulabileceklerdi. Renk renk giyinen gruplar her bir köşede toplanmış ortaya çok hoş bir görüntü çıkmıştı. Hayırseverlerin poşetlere doldurduğu simit ve yoğurtların bir köşede dağıtılmasıyla insanlara bir hareketlilik gelmişti. Kimisi yalnız başına karnını doyuruyor, kimisi ailesiyle beraber, kimi yol arkadaşına simit alma derdindeyken kimisi dilini, ırkını bilmediği din kardeşine ikram etmek için bu derde ortak oluyordu. İnsanların bu yardımseverliğine dalmışken iki yaşlı çift arasında geçen diyalog gülümsememe sebep olmuştu . Yaşlı dede kendine doğru gelen eşine  ‘-gel hanım gel sensiz boğazımdan geçmedi simidin yarısını sana ayırdım,  yoğurt da var hadi ye’ deyip elinden tutmuştu biricik eşinin. O sadakatli yaşlı çift hareketli kalabalığın içinde kaybolup gitmişti. İşte Medine : Medeniyet, yardımlaşma, saygı ve sevginin hakimiyeti altına girmiş bir şehir… Zaman geçtikçe güneş nar kırmızısı rengiyle doğmaya başlamış,  kızılın ve sarının her tonu  gökyüzüne saçılmıştı. Mescidin şemsiyeleri bu şova ortak oluyor ortaya görülmeye değer manzaralar çıkıyordu. Gitgide kaybolan renkler yerini göğün asil rengi olan maviliğe bırakıyordu. Manzaranın güzelliğini bir müddet izledikten sonra kafilenin yanına gittim.

Bayanlar ve erkekler ayrı ayrı kapılardan Peygamberimizin kabrini ziyaret ettik. Daha sonra  Peygamberimizin cennet bahçesi olarak nitelendirdiği evi ile minberi arasındaki yerde  namazımızı  kıldık. Namazdan sonra  ‘Cennetül Baki’ denilen Medine’nin güneydoğusunda, Mescidi nebevi’nin yakınında yer alan , içerisinde  Peygamberimizin, çocuklarının ve birçok sahabinin mezarının  bulunduğu kabristanı ziyaret ettik. Bayanların içeriye girmesi yasak olduğu için duvarın arkasından dualarımızı ettik. Gezmeye kısa bir ara verip kahvaltımızı yapmak için otele doğru yürümeye başladık. Yavaş yavaş kepenglerini açan Arap tüccarlar dilimizle hoş geldiniz diyor ve bütün samimi duygularıyla gülümsüyorlardı. Yol kenarlarına tezgah kuran tüccarlar gözüme takılıyor bir şeyler satmak için birbirleriyle kıyasıya yarışıyorlardı. Oraların meşhur buzlu hurmasını herkese tavsiye ediyordum çünkü gerçekten yenmeye değer. Kalvaltı ve kısa bir dinlenmenin ardından Mescidi nebevinin günaybatısında bulunan Sultan Abdulmecid tarafından yeniden inşa edilen Mescidi Gamame’yi ziyaret ettik. Ecdadımızın mimari tarzını koruyan mescidin bir büyük kubbesi ve beş tane birbiriyle uyumlu küçük kubbesi vardı. Ardından gezdiğimiz yerler Hz. Ebu Bekir Mescidi, Hz. Ali Mescidi idi. Sonra rehberimiz hurma satın  almamız için bir yere gideceğimizi söyledi  kısa bir yolculuğun ardından kendimizi hurma bahçesinde bulduk. Herkes memlekette bekleyenlere, ziyarete gelenlere ikram etmek için çuvallarca hurma satın aldı. Büyüklerimiz pazarlık yaparken ben de hurma bahçesinde gezinme fırsatı bulmuştum. Bir yandan fotoğraf çekiyor bir yandan sonu görünmeyen hurma ağaçlarına hayranlıkla bakıyordum. O kadar çok hurma çeşidi vardı ki mebrum, meşruk, sugay, Peygamberimizin bizzat eliyle diktiği hurma çeşidi acve ve daha neler neler… nihayet herkes hurmalarını aldı sıcaktan erimemeleri için kargoyla Türkiye’ye gönderdi.

Mescidi Nebevi’de kıldığımız namaz vakitlerinin ardından gezmeye devam ediyorduk. Gezme sırası görmeyi çok arzu ettiğim Medine İstanyonu’na gelmişti. İstasyona giderken adımlarım ister istemez hızlanıyordu. Rehberimizin verdiği bilgiler beni içten içe etkiliyordu. Ecdadımız tarafından 1900 yılında yapımına başlanan bu gar 1908’de Medine’ye ulaşan  Hicaz demiryolu ile Medine-İstanbul bağlantı kurulmuş. Beni en çok etkileyen ise yapımında gösterilen sevgi ve saygı.  Trenin şehre girişinde çıkardığı sesten Rasulullah sav rahatsız olmasın diye keçe döşenmesi, bunun yanında istasyon öyle bir yere inşa edilmiş ki yolcular kıble istikametine doğru iniyor ve karşılarında Kubbetül Hadra(yeşil kubbe)’yı görüyor. Bu bilgilerle bir kez daha ecdadımı rahmet ve minnetle andım. Medine turumuz devam ederken arabalarımıza binip Peygamberimizin orada namaz kılmanın umreye eşdeğer olduğunu kastettiği Kuba Mescidi’ne doğru yol aldık. Yol boyunda gördüğüm çatısız evler, hurma ağaçları, dükkanların rengarenk tabelaları ilgimi çekmeye devem ediyordu. Mescide ulaşıp namaz kıldık arkasından Mescidi Cuma, Mescidi Kıbleteyn’e gittik. Hemen arkasından Peygamberimizin ‘Uhud bizi sever biz de Uhud u’ diyerek  bahsettiği, Uhud savaşının yapıldığı yere ulaştık. Uhud’un tek tepe olması, bitişiğinde sıra dağların bulunmaması dikkatimi çekti. Rehberimizde bu yüzden adının Uhud olduğunu söyledi. Dolu dolu geçen bir haftalık Medine ziyafetinin ardından Mekke’ye gitme zamanı gelip çattı. Yeşil Kubbe’nin karşısında Peygamberimizle vedalaşırken  insanların yüzlerinde oluşan hüzün dolu bakışları görmemek imkansızdı. Şimdi vedalaşma sırası bendeydi. Kelimeler boğazımda düğümlenmişti. İki kelimeyi bir araya getiremez olmuştum. Buğulu gözlerle Peygamberimize selam verdim. Zorda olsa vedalaşıp tekrar gelmenin umuduyla oradan ayrıldım. Otelimize dönüp ihramlarımızı giydik, bavullarımızı topladık ve yola çıktık.  Dört saat süren yolculuğumuz Mekke’ye ulaşmamızla son buldu. Hepimiz Mescidi Haram’ı görme derdinde bilinçsizce etrafımıza bakıyorduk. Çabalarımız boşa çıkmıştı çünkü Mescidi Haram’a uzaktık ve büyük binalardan dolayı görmemiz imkansızdı. Otelimize gidip eşyalarımızı yeşleştirdik. Ardından Mescidi Haram’ın yolunu tuttuk. On dakikalık bir yolculuktan sonra Mescidi Haram’a geldik tıpkı sahabi efendilerimiz gibi başımızı eğerek içeriye girdik. Kabe’yi görmek için attığımız her adımla birlikte kalbimizin atışları da hızlanıyordu. Kabe’yi gördüğümde ilk hangi duayı yapacağım derdine  dalmışken  zihnimde sayfalarca dua listesi oluşmuştu. Kabe’ye iyice yaklaşmıştık. Rehberimizin ‘-Başınızı kaldırın. Bakın şimdi, işte Kabe, dualarınızı edebilirsiniz.’ dediği anda adını koyamadığım duygular yaşadım. Başımı yavaşça kaldırdım. Evet Kabe tam karşımdaydı. Hazırladığım onlarca dua birden kaçıp gitmişti aklımdan. Kabe’ye öyle bakakalmıştım. Sözlerin bittiği yerdeydim. Televizyonda fotoğraflarda  gördüğüm o siyah minik kutu tamamen gitmiş. Onun yerine bütün azameti  ve heybeti üstünde toplayan büyük bir yapı  gelmişti. Sanki canlıydı ve beni kendine doğru çekiyordu. ilk duam da dudaklarımdan bilinçsizce dökülüp gitmişti. İşte o an içimden Rabbim sen çağırmasaydın ben gelemezdim binlerce şükürler olsun diyip titreyen vücudumu, karmakarışık duygularımı sakinleştirmeye çalışıyordum. Bir müddet bekledikten sonra tavaf etmeye başladık. Tavafımız Bittiği zaman Kabe’ye bakarak namaz kılmanın verdiği huzurla tavaf namazımızı kıldık. Mescidi Haram’ın ortasında yer alan  Kabe’yi Hz.İbrahim(as) ile oğlu Hz.İsmail(as) inşa ettiğini biliyordum. Kabe’nin doğusunu gösteren köşeye Hacerulesved, güneyini gösteren köşeye ise Rüknüyeman dendiğini ise babam söylemişti. Rehberimiz Peygamberimizin Rüknüyemani ve Hacerülesvede dokunmak  günahları siler (müsned,11,89; Sar’ani V, 29 ) hadisini söyleyince bilgilerim artmıştı. Bu umutla Hacerulesvede yaklaşmayı denedik fakat çok kalabalık olduğu için başaramayıp vazgeçmiştik. Ardından Safa ile Merve arasında yaptığımız say’ın ile saçlarımızı keserek ihramdan çıktık. Umremizi tamamladık. Tamamlanmasının ardından tekrar Kabe’nin yanına geldim. Kabe’nin yanında Hz. İbrahim’in ayak izi olarak kabul edilen iz ve Kabe’nin inşası sırasında Hz.İbrahim’in üzerine çıkıp iskele olarak kullandığı taşın bulunduğu Makamı İbrahim’in yanına gittim. Aklıma  peygamberimizin ‘Rükn ve Makamı İbrahim cennet yakutlarından iki yakuttur. Allah onların aydınlıklarını gidermemiş olsaydı doğu ile batı arası sürekli aydınlatılırdı (Tirmizi,Hac , 29) buyurduğu hadisi aklıma geldi. Dikkatlice baktığım Makamı İbrahim’den ayrılıp rehberimizden Altın oluk, Şazervan, Hicr gibi yerler hakkında bilgi aldım. Dinlenmek için otelimize ait otobüslere bindik ve otelimizin yolunu tuttuk. Bütün vakit namazlarını Mescidi haramda kılmaya özen gösteriyorduk. Yaklaşık 30 dk önce yola çıkıyorduk çünkü namaz vakitlerinde otobüslerin sefer yapması yasakmış. Bununla birlikte namaz vaktinde satış yapmak yasak olduğu için bütün tüccarlar dükkanlarını kapatıyordu. Herkes namaza koşuyordu. Burada kaldığımız süre içerinde üç kere umre yaptık. Namaz aralarındaki vakitlerimizi  Müzdelife, Mina, Hudeybiye gibi İslam tarihinde önem ifade eden yerleri ziyaret ediyorduk. Bunlardan biri olan Sevr Mağarası Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında Hz. Ebu Bekir ile müşriklerden gizlendikleri ve burada üç gün kaldıkları mağaraydı. Sevr Dağı Mekke’nin güney tarafında ve 5 km. uzağındaydı. Bu mağaranın özelliği gizlenmeye çok müsait olmasıdır. Mağaranın içinde bulunanlar dışarıda dolaşanların ayaklarını görebiliyor fakat dışarıda olanlar içeridekileri göremiyorlar. Sevr mağarasından sonra Arafat Dağına çıktık Arafat dağı Mekke’nin 20km uzağında ve doğusunda bulunuyordu. Hac rükünlerinden biri olan Vakfe burada yapılıyor. Arafat dağı yaklaşık olarak 70 metre yüksekliğindeydi. İnsanlar buraya çıkmak için birbirleriyle yarışıyor bir grup inerken diğer bir grup çıkıyordu. Rivayetlere göre Hz. Adem ile Hz. Havva cennetten çıkarıldıktan sonra yeryüzüne indirilmiş. Bir süre ayrı kaldıktan sonra nihayet bu dağda buluşmuşlar. Buluşma anlamına gelen Taarrafe kelimesinden alınmış ve buraya Arafat denmiş. Bu dağda namazlarımızı kıldık, duamızı ettik ve otelimize geri döndük. Ertesi gün Mescidi Haram’da kıldığımız sabah namazının ardından kahvaltımızı yapmak için otelimize geri döndük. Kahvaltımızı yaptık, hazırlandık. Mekke’nin kuzeydoğusunda bulunan Hira Mağarası’na gitmek için otelimizden çıktık . ‘35 yaşından sonra peygamberimiz Mekke’de meydana gelen ahlaksızlık, zulum ve kötülükten sık sık kaçıp buraya gelerek Allah’a ibadet ediyor ve tefekküre dalıyordu.’ Rehberimizin dilinden dökülen bu bilgiler adeta gözümde canlanıyor o zamanlara doğru yolculuk yapıyordum. Nur Dağı’na ulaştığımızda mağaraya çıkan insanları gördüm. Gözüm korktu çünkü mağara çok yüksekteydi ama her şeye rağmen çıkmalıydım.  Nefes nefese kalan bedenim mağarayı görmemle kendine gelmişti. Zorluklarla girdiğim mağaranın içinde iliklerime kadar işleyen gül kokusunu hissetmiş oradan hiç çıkmak istememiştim. Mağaradan çıktığımda duvarlara yazılmış olan yazıları fark ettim ve okumaya başladım gelen insanlar isimlerini ve memleketlerini yazmışlar dikkatimi çeken tek nokta ise yazanların hepsinin Türk olması… Gelen milyonlarca ziyaretçi fakat yazanlar sadece Türk. Üzülmüştüm çünkü yazılar bu manevi duyguların yaşandığı yere zarar veriyordu.  Hira Mağarası’ndan Mescidi Haram az da olsa görünüyordu. Ayaklarımızın altında muhteşem bir Mekke manzarası vardı. Sonu görünmeyen uçsuz buçaksız çöler,  dağlar… İnme zamanı gelmişti o güçlükle çıktığımız basamaklardan kolaylıkla inmiştik. Herkesin yorgunluğu yüzlerinden okunuyor namazdan önce dinlenmek için  otele gitmek istiyorlardı. Sağ salim otele geldiğimizde herkes kendisini odasına atmış istirahata çekilmişti. Bir müddet dinlendikten sonra kendimizi topladık namaza gittik. Dolu dolu geçen günlerimiz yavaş yavaş tükeniyor. Türkiye’ye dönme vaktimiz yaklaşıyordu. Son kez gidilecek olan Cidde gezisi için hazırlıkları yaptık. Otelimizin önündeki sandalyelere oturduk. Mekke’de olmanın verdiği huzurla elimize aldığımız çayı yudumlarken otobüslerimiz geldi. Otobüsümüze sırayla bindik ve Cidde’nin yolunu tuttuk. Akşam namazını orada kılacağımız şekilde ayarlanmıştı her şey. Gündüzleri hava çok sıcak olduğundan dolayı akşam gitmeyi tercih ettik. Zaten Cidde’de öğlen dükkanlar kapalı oluyormuş. Bir müddet yolculuğun ardında ışıl ışıl ışıklarıyla Cidde tam karşımızdaydı. O an anladım ki Cidde hayatını gece yaşıyordu. Akşam namazını Kızıldeniz’in üzerine yapılmış Modern İslam Mimarisinin bir örneği olan Yüzen Cami’de kılmıştık. Bir yandan kulağımıza gelen dalga sesi diğer yandan burnumuza dolan denizin kokusu eşliğinde namazımızı kıldık. İlk defa böyle bir yerde namaz kılmıştım. Namazın ardından kimi insanlar tezgah kurmuş tüccarlardan hediyelik eşya alıyor kimisi de benim gibi denize karşı oturup Cidde’de olmanın tadını çıkarıyordu. Burada gerçekten birçok alışveriş merkezi ve çarşı var. Elektronik eşyaların fiyatı oldukça ucuz ama öğrendik ki Hac ayında bu fiyatlar iki katına çıkıyormuş. Biz de bunun bilinciyle ufak tefek şeyler aldık. Otelimize geri döndük. Hayal gibi geçen bir haftalık Mekke ziyaretinin ardından artık Türkiye’ye yolculuk zamanı gelmişti. Hüzünle son kez veda tavafını yapmıştım işte o an daha önce bu kadarını  tatmadığım ayrılık acısını tatmıştım. Farlı ırktan, renkten, dilden insanlar ile aynı safta aynı duygularla omuz omuza ibadetlerimizi yapmıştık. Bizi LA İLAHE İLLALLAH çatısı altında toplayan Rabbimize sonsuz hamdü senalar ederek oradan ayrılmıştık. Cidde Havaalanı’na geldik. Havaalanına geldiğimde aklımdaki tek soru, ‘acaba tekrar buralara gelmek nasip olur mu?’ idi. Olur inşallah; hayalleri gerçeğe çeviren Rabbim her şeye kadir değil mi ?

Üç saat süren yolcuğun ardından uçağımız saat 2.30’ da Antalya havaalanına inişini yaptı. Bir yandan oraları görmenin mutluluğunu yaşarken diğer yandan oradan ayrılmanın hüznünü yaşıyordum. Bavullarımızı, zemzemlerimizi alıp havaalanından çıktık. Çıkınca sevincim ikiye katlanmıştı. Amcam, halam, dedem, babaannem ve birçok kişi bizi ziyarete gelmişti. Kimi annesine sarılırken kimisi çocuklarının yanaklarından öpüyordu. Duygu dolu karşılamanın ardından arabalarımıza binerken o hiç unutulmayacak günleri sevdiklerimize uzun uzun anlatmaya hazırlanıyorduk.

| Şeyma Güney

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir