Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Şükretmeyen Ne Bilsin?

Şükretmeyen Ne BilsinElindekiyle yetinip fazlasını arzu etmeme hali, kanaat kavramı olarak kendisini gösterir. Payından fazlasına razı olmayan ve dünya malına düşkünlük göstermeyen insan, kanaat kapısını da aralamış olur. Açılan bu kapı, insandan insana kalbi bir bağ kurar. Toplum hayatını olumlu manada etkiler, kardeşliği pekiştirir.

Kanaat sahibi olmayan insan, aynı zamanda ölüm kaygısı taşımayan insandır. Ölümün kendisine hiç selam vermeyeceğini, soğuk yüzünü göstermeyeceğini düşünür. Sürekli dünyanın maddeye dönük yüzüyle meşgul olmayı seçer. Her daim gelecek kaygısı taşır, dünyevi bir telaş içinde olur. Hayatını endişe içinde sürdürür. Diken üstündedir. Elinde olanla bir türlü yetinmez. Daha çok kazanmak için hiçbir şeyi gözü görmez. Elde etmek istediklerine ulaşmak için önüne ne çıkarsa ezer geçer. İnsanları kırarak, üzerek ilerler. Dünyalara sahip olur da, yiyeceğinin sadece bir lokma olduğunun farkına bile varmaz. Bu tür insan, “Rızık ve dünyalık hususunda kanaat sahibi ol. Çünkü kanaat tükenmez bir hazinedir” uyarısını duyamayacak kadar sağırdır ve dünyaya karşı aşırı bir sevgi içindedir. Bu duygu o insanlarda öyle ileri derecededir ki, yaşı ilerlediği, ölüme yaklaştığı halde bile geri çekilmeyi bilmez. Uzun vadeli planlar yapar. Dünya malına olan hırsı artarak devam eder. Böylece durup muhasebe yapmaya zaman bulamaz ve ömrünü biçimsiz bir şekilde tamamlar. Bu da aklı başındaki her insanın istemeyeceği bir sondur.

Kanaat kavramı veya düşüncesi, zenginin dünyasında bir karşılık bulmaz. Bu yüzden zenginin hanesine uğramaz, kendini oraya yabancı hisseder. Buna karşılık, kendini güvende hissettiği yer yoksulun ve orta hallinin yanıdır. Onların hanesine, gülistana girer gibi girer; yabancılık çekmez. Çünkü girdiği yer kendi evi gibidir. Bu manada fakirlerin dünyası oldukça zengindir. Yüzlerini şükür kıblesine döndürdükleri için, dünyaya karşı dirençlidirler. “İnsan, sahip olduklarının esiridir. Sahip olmadıklarına karşı ise alabildiğince özgürdür” sözü, zengin ile fakir arasındaki farkı da ortaya koyar.

Gerçek Müslüman, yokluğu ve yoksulluğu isyana dönüştürmez. Bütün bunları imtihan olarak görür.

“Ekmeksiz olmazdı yeminleri dahi / Ey yoksulluk, ey evimizin direği” ya da “Geçim ehliydi yoksulluk bile / Şükretmeyen ne bilsin” dizelerini yazan Şair İbrahim Tenekeci, yoksulların ve kanaat sahiplerinin dünyasındaki inceliğe işaret eder.

Mustafa Kutlu da hem yoksulluğun kitabını yazmış, hem de tüketim ekonomisine karşılık, ‘Kanaat Ekonomisi’ fikrini öne sürmüştür.

Hakkına razı olmak, insani bir erdemdir. İmam Şibli, “Şükür, nimeti değil, nimet vereni görmektir” derken, kanaat kavramının şükürle kendini gösterdiğine işaret eder. Allah’ın verdiğine kanaat edip şükrünü ortaya kayan insan, en güzel insandır.

Kanaatkâr insan, bulanları değil, bulamayanları ölçü alır. Kanaatkâr insan, “Sizden biri, mal ve yaradılışça kendinden üstün olana bakınca, nazarını kendinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir” şeklinde buyuran Peygamber Efendimizin sözüne itaat eder ve bu sözün gereğini yerine getirir.

Kanaat sahibi insan, karşılaştığı zorluklar ve imkânsızlıklar karşısında bile tefekkür eder. Derdini, dermanı olarak da görür. Tevekkülü elden bırakmaz. Onun için, bir karanfil de, bin karanfil de aynıdır.

Modern hayatın her şeyi rakamlara, göstergelere, endekslere sabitlediği bir zamanda yaşıyoruz. İnsanı en şerefli mahlûk yapan incelikler azalıyor, kanaat müessesesi yıkılıyor. Erdem, sabır, tevekkül, onur, haysiyet, vefa, iyilik, kanaat gibi kavramlar, insan ile dünya arasından çekiliyor. Böylece, hırs kanserine yakalanmış insanlar ve o insanların oluşturduğu toplumlar ortaya çıkıyor.

Bu insanların ve bu toplumların en büyük özelliği, merhamet kavramını ciddiye almadan, yok sayarak yaşamalarıdır. Hıristiyan Batı dünyasının içine düştüğü en büyük problem budur. Kişi başına düşen milli gelirleri arttıkça, yeni zenginleştikçe, daha saldırgan, daha merhametsiz olmaları bu yüzdendir.

‘Kanaat sahibi, aynı zamanda merhamet sahibidir’ diyelim ve bu bahsi, bir sonraki yazımıza bırakalım.

Müslim Coşkun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir