Arama Kelimenizi yazıp Enter'a basınız.

Zaman Makinası / Eylül 1520

22 Eylül 1520: Mekke ve Medine’nin Hizmetçisi/Hâdimü’l Harameyn Vefat Etti!

Osmanlı belgelerinde adı ‘Selim Şah’ şeklinde geçen Yavuz Sultan Selim, fatih bir dedenin fatih bir torunu olarak 1470’te Amasya’da doğdu. Sert mizacı, disiplini, cesareti ve ataklığı gibi özellikleriyle ‘Yavuz’ olarak anıldı. 21. yüzyıl şartlarına göre baktığımızda daha oy kullanamayacak bir yaştayken Trabzon valiliğine atandı. Şehzadelik sancağına ilk adımını attığında elli yıllık hayat merdiveninin 17. basamağındaydı.

24 yıl valilik yaptığı Trabzon’da, 8 yıl sürecek hükümdarlığı için büyük tecrübeler kazandı ve padişahlığı döneminde meydanlarda hesaplaşacağı düşmanlarını ayne’l-yakîn tanıdı. Bir yandan Gürcistan’a başarılı seferler yaparken diğer yandan da Şah İsmail’i dikkatle takip etti. Safevî tehlikesi/fitnesi hakkında İstanbul’a raporlar yazdı.

Osmanlı tahtı için düşünülmediğini anladığında bir taraftan babası bir taraftan da kardeşleriyle mücadele etti. Padişah ve divandaki vezirlerin çoğu şehzade Ahmed’i destekliyordu. Nasihatleri dinlemeyerek mücadelesine devam eden Selim, babası II.Bayezid’in “Hayatta bulunduğum sürece şehzadelerden herhangi birini saltanat makamına geçirmeyeceğim” diyerek verdiği sözle yatıştırıldı. Yeniçeriler Selim’i desteklediklerini açıkça ilan edip, Üsküdar’a kadar gelen Ahmed’i İstanbul’a sokmayınca II.Bayezid, oğlunu İstanbul’a çağırdı ve baskılara daha fazla direnemeyerek yerini ona bıraktı.

Otoritesini kurduktan sonra Sultan Selim’in ilk ve en acil işi isyanlarla Anadolu’yu, itikadıyla da İslam’ı fitneye sürükleyen Şah İsmail oldu. Safevîlerle savaşmanın mutlak bir dinî görev olduğu, İslam’ı sapmış/Rafizî bir mezhepten kurtarmak gerektiği yönünde alınan fetvalarla sefer kesinleşti ve 1514’te İstanbul’dan yaklaşık 2500 km uzaklıktaki Çaldıran’da kızıl başlar ezildi. Osmanlı birlikleri her yerde Safevî ordusunu aramaktan yorgun düşmesine rağmen büyük bir zafer kazanarak Şia çemberini kırdı. Yeni Çağ alanında Osmanlı tarihi uzmanı olan Prof.Dr. Feridun Emecen’in de belirttiği gibi Sultan Selim’in Anadolu’da Safevî yandaşı oldukları gerekçesiyle 40 bin kişiyi katlettirdiği iddiaları doğru değildir. Takibata uğrayanlar Safevî elebaşlarıdır ve bunların bir bölümü idam yerine sürgün edilmiştir.

1516’da Sultan Selim’in 2. Doğu Seferi yine Safevîler’e karşı planlanırken Memlük Sultanı Kansu Gavri’nin ordusuyla birlikte Suriye’ye gelmesi ve Osmanlı kuvvetlerine sınırlarından geçiş izni vermemesi, “Safevîler’e yardım ve peygamberin şeriatını kaldırmak isteyenlerle birlikte hareket etmek” olarak yorumlanacak ve Memlüklere karşı savaş fetvası alınmasına sebep olacaktır. Çaldıran’dan sonra Tebriz’de adına hutbe okutan Sultan Selim, Memlükler’e karşı kazandığı iki zafer olan Mercidâbık’tan sonra Halep’te, Ridâniye’den sonra da Kahire’de hutbe okutup Suriye ve Mısır’da iktidarını ilan edecektir. Padişahın vefatında sırdaşı Hasan Can yanındadır ve ondan gelen rivayete göre başında Yasin suresi okunurken 58. ayette son nefesini vermiştir.

 

Biraz ondan…

Orta boylu, çatık kaşlı, sert bakışlı, sakalsız ancak gür ve uzun bıyıklı Yavuz Sultan Selim, 25 ayını verdiği Mısır Seferi’nde korkulan çölü Allah’ın bir rahmeti olan yağmur sayesinde zorlanmadan geçti. Çok okuyan ve tarihe büyük merakı olan Sultan, Kudüs ziyaretinde Mescid-i Aksa’da akşam, Kubbetü’s-Sahra’da yatsı namazı kıldı. Üç gün kaldığı Gazze’de ise 1517 yılının Kurban Bayramı’nı geçirdi. Mısır’da Mekke şerifinin oğlu ile görüşerek Haremeyn’in himayesini üstlendi ve kutsal emanetleri İstanbul’a gönderdi. Batılı kaynakların ve oryantalistlerin kan dökücü ve merhametsiz olarak gördüğü; Dr. İhsan Şenocak’ın ise “Eğer Fatih Sultan, Allah Resulü’nün methine muhatap olmasaydı şüphesiz ki Devlet-i Aliyye’nin en ulu Sultanı o olurdu.” dediği Selim Şah’ın bir zamanlar ayak bastığı, fitneyi dağıtıp dinî ve siyasî birliği sağladığı coğrafyalar şimdi ya ihanetle ya da işgalle yönetilmekte… Günümüzde Yavuz Sultan Selim ismi küfür cephesini rahatsız ettiği kadar Müslümanlara da büyük bir ufuk vermekte!

 

Mehmet Erturan’ın / Gençdoku 52. Sayısında (Eylül 2013 /  Zilkâde 1434) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir