Zamanın Önemi ve Değerlendirilmesi
17 Mart, 2012 Yaşar Değirmenci

Zamanın Önemi ve DeğerlendirilmesiNefeslerimiz sayılı, zamanımız sınırlı. Ömür, nasibimize düşen zaman parçası... Hayatın gayesini ve manasını anlamayan, zamanı değerlendiremez. Zamanı değerlendiremeyen, ömrünü boşa geçirmiş olur.

Makinenin, teknolojinin hayatımıza girmesiyle boş vaktin artmış olduğu günümüzde maddi konfor nispetinde artan huzursuzluklar, büyük ölçüde "zamanı yönetme" tarzımızdaki yanlışlıklardan meydana gelmiştir.

Hepimiz bildiğimizi zannettiğimiz; aslında hiçbirimizin yeterince bilmediği "Zamanın Değerlendirilmesi" konusu, zamanı iyi kullanmasını bilmekle neleri başarabileceğimizi de göstermiştir.

Bugünkü Batı ile Doğunun farkını açıklamak için alt alta pek çok husus sıralanabilir; ama bütün bunların en başına, mutlaka zamanı iyi kullanmayı oturtmak gerekir. Batılılar, biz Doğululara göre zamanın değerini daha iyi idrak etmişler, ondan azami oranda istifade etmeyi hayat üslubu hâline getirmeyi bilmişlerdir. Gözlerimizi tarihe, medeniyetimizin temel esaslarına çevirirsek, zamanı umursamazlığımızın son yüzyıllarda bize musallat olduğunu müşahede ederiz. Uyanık bir şuurla Kur'an'ı ele alan bir insan, zamana ne kadar önem verilmesi gerektiğini hemen kavrar. Hadis-i şeriflerde de bir Müslümanın iki gününün eşit olmaması lazım geldiği belirtilir. Hz. Ömer, "Bugün Allah için ne yaptın?” diye sorarken, her geçen günü tam anlamıyla değerlendirmek zorunda olduğumuzu bize hatırlatır. Namaz, oruç gibi ibadetler, hep zamanla ilgilidir. Bunun için takvim ve zamana dair hususlar, genellikle İslam âleminde tekâmül ettirilmiştir.

Bütün büyük başarıların altında bir anlık zamanı iyi değerlendirme çabası yatar. Dramlarımızın altında da bir anlık gafletimiz bulunmaktadır. Zaman ele geçen ilahî bir fırsattır. Her şeyin telafisi var; fakat düşünmenin telafisi yok, aynı zamanı ikinci kere yaşamanın mümkün olmadığının şuuruyla günlerimizi sigaya çekersek kurtuluşumuz çok yakındır demektir. Aksi takdirde her türlü felaketin kurbanı olabiliriz. Maktul de biz, katil de biz olunca derdimizi kime yanabiliriz?

Zamanın kıymetini bilmemek hayatın kıymetini bilmemektir... Ne okumaya, ne düşünmeye, ne görüşmeye zamanımız var. Hiçbir şuurlu direnç göstermeden kabul ettiğimiz "Batıcı" hayat tarzı bizi âdeta zamansızlığa mahkûm etmiş. Teşrifat, mefruşat, şatafat, merasim, koşuşturma, gürültü, patırtı, televizyon... Herkese ayrı bir kompozisyon hâlinde yüklenen, "zaman tüketme" hareketliliği ve işkencesi.

Toprak, İnsan ve Zaman
Her medeniyetin üç ana unsuru vardır; toprak, insan ve zaman. İdrakin ve yüreğin zamanla çok yakından ilgisi bulunmaktadır. İkisi de zaman içinde doğar, zamanla muhtevalarına kavuşurlar. Zamanı iyi kullanmasını bilenler bize hayatı bahşeden bu iki damarı aklın alamayacağı kadar geliştirebilirler. Bu konuda mutlaka eksikliklerimiz vardır; onları nasıl tamamlayabileceğimiz, “Zamanı Değerlendirme”nin konusudur.

Doğruya, İyi'ye, Faydalıya, Güzel'e ulaşmak için yapılacak fazilet mücadelesinin bugün düğümlendiği nokta zamanın değerlendirilmesidir. Bu düğüm çözülmeden diğer meselelere sıra gelmez.

İnsan İlişkileri veya “Beşeri Münasebetler”
İnsan ilişkileri veya “Beşeri Münasebetler” konusu, bir toplumu meydana getiren fertlerin insanî unsurlarını ortaya çıkaran faaliyetlerdir. Bir fikir veya hareket için halkın desteğinin sağlanmasıdır. Başarılı kuruluşların ardında daima başarılı ve faydalı insan ilişkileri vardır. İnsan ilişkilerinde başarılı olmak için, insanlarla olumlu diyalog kurabilmek, insanlarla anlaşmasını ve uzlaşmasını bilmek, en önemlisi insanlar üzerinde etkili olabilmek için öncelikle doğal yapısındaki genel çelişkileri ve özelliklerini iyi bilmek gereklidir. İletişim; Düşünce ve görüşlerin sözlü olarak karşılıklı alışverişidir. Başka bir tanıma göre; bizim başkalarını başkalarının da bizi anlaması süreci olarak tanımlanmaktadır.

İnsanlara faydalı olmanın, onlara hizmet etmenin yolu; “insan ilişkileri”nden geçer. İnsanların irşadıyla vazifelendirilen Peygamberlerin ömrü, insanlarla meşguliyetle geçmiştir. İnsanları kazanmanın veya kaybetmenin sebebi insan ilişkilerindeki hatalardan kaynaklanmaktadır.

İnsan ilişkileri, belirlenmiş hedef kitleleri etkilemek için hazırlanmış, planlı, projeli, inandırıcı haberleşme gayretidir. İnsan ilişkileri, bir kuruluşu (müesseseyi) müntesiplerine, muhiplerine, ilgi duyduğu kimselere sevdirme, saydırma sanatıdır. İnsan ilişkileri, bir müessesinin dış çevreyle iyi münasebetler kurması ve bu münasebetlerin usulüdür. Halkı anlamak için kişisel ilişki ilk şarttır. Halkla münasebetlerde fertlerin hallerini, akıllarını, psikolojilerini, şartlarını, örflerini ve eğitim durumlarını göz önünde tutmak suretiyle bu insanları kazanmaya çalışılmalıdır. İnsan, jest ve mimikleri kullanan gelişmiş refleks ve içgüdülerinin yanı sıra dili de içine alan çok karmaşık, öğrenilmiş davranışlarla iletişim yapan yegâne varlıktır.

1. İletişim kişiye değil, kişiyle yapılır. Yani karşılıklıdır.
2. İletişim bilgi değildir. İletişim bir harekettir.
3. İletişim tekrarlanamaz, aynı kelimeleri karşınızdaki anlamazsa bir daha aynı heyecanla söylemeniz mümkün değildir.

Onun için iletişimi baştan düzgün kurmalıyız. Başarının sırrı insanla ilgilenmektir. Teşkilatınızı, mesleğinizi ve görevinizi sevmek başarı için en önemli teşviktir. Özeleştiri başarının kapısıdır. Kendinize ve yaptığınız işe inanın. Yaptığınız işe inanmıyorsanız bırakın ve inandığınız işi yapmaya başlayın. Çünkü başarının yolu inançla başlar. İnsanlarla geçinmek isteyen onları yetiştirmek veya yönetmek isteyen herkes onları anlamak zorundadır. Çünkü bir makineyi, tezgâhı, motoru veya fotoğraf makinesini çalıştırmak ve onlardan iyi sonuç almak istiyorsak onların nasıl işlediğini bilmemiz gerekir. Fakat biz çok kere insanlara karşı göstermiş olduğumuz hareketlerde onların arzu ve düşüncelerini hiç anlamadığımız veya onlara önem vermediğimizi belli ederiz.

İyi ve insani ilişkilerin tek bir kuralını söylemek güçtür. Fakat bütün dinlerin ve ahlak felsefesinin esasını teşkil eden ve altın kural diye adlanmış olan şu kural her zaman işimize yarayabilir: “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” ve “Sana hoş gelen şeyi de başkasına yap.” Hangi kitle ile uğraşılacaksa onu iyice incelemeli ve anlamaya çalışmalı, kendinizi onların yerine koyarak hareket edilmelidir.

Yaşar Değirmenci

×